İSLÂM’IN HEDEFLERİ VE MÜSLÜMANLAR

1230

aaaaMağfiret, rahmet ve bereket ayı olan Ramazan ayına girmiş bulunuyoruz. Bütün Müslümanlar, bu aya kavuşmuş olmanın sevinci içindeler. Doğudan batıya, kuzeyden güneye milyonlarca insan, hisseleri ölçüsünde ilahi bir heyecana tutulacaklar. Yüce Tanrı’nın bütün insanlara bir hidayet kaynağı olarak gönderdiği Kur’an’ı Kerim’i okuyacak veya dinleyecekler. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Hz. Muhammed’in (SAV) sünnetini ve siyerini anlamaya çalışacaklar. İbadetlerine daha bir kuvvetle sarılıp, günahlardan kaçınmaya daha çok dikkat edecekler. İmkânları ölçüsünde dinin, müminde görmek dilediği faziletlere sahip olmaya, menettiği kötülüklerden ise uzaklaşmaya çalışacaklar. Kalplerinde daha kuvvetle yeretmiş bir inanç, Tanrı’ya yönelmiş ibadetler, güzel ameller, tövbe, dua, iftar ve sahur sofralarının ve mahyaların maverası olacak. Sevinçle, ümitle karşıladığımız Ramazan ayının, ülkemiz İslâm dünyası için manevi ve maddi yücelişin kutlu merdiveni olmasını yürekten niyaz ederiz.

BU AYIN ÖZELLİĞİ; KUR’AN İNDİRİLMİŞTİR!

Ramazan ayının önem ve kıymetini uzun uzadıya izah gereksizdir. Bir mü’min için, açıklama gereksizdir. Çünkü bu ayda Tanrı’nın bütün insanlara bir kurtuluş olarak indirdiği Kur’an, bu mübarek ayda yeryüzüne indirilmiştir. Kur’an, mânâsını anladığımızda gönüllerimizin ve aklımızın ziyneti, ruhumuzu aydınlatan edebi nur, bizde iyinin, güzelin, gerçeğin ölçülerini belirler. İnanırsak eğer hakkıyla, bizi yüceltir. Sonu hüsranla bitecek yanlışların, saplantıların sönmeyen ateşinden bu dünyada korur, yarın da o ölümsüz ölçüler korur. Rabbin izniyle, Kur’an’a sarılırsak eğer, zihnimiz onunla aydınlanır, vicdanımız onun ahlâkıyla temizlenir,   amellerimiz bize dünyada ve gelecekte bir saadet dünyası hazırlar. Kur’an; öğüttür, ihbardır, vaattir, hayatın, tabiatın, insanın kanunudur, hikmettir, ilimdir, düzendir.

İnsanları ebedi kurtuluşa götürecek din, İslâm’dır. Ve onu bize Kur’an beyan eder. Hz. Peygamber’in sünneti ise ikinci asli kaynaktır. İşte, dinin kurtuluş yolunun kanunları, özellikleri bu kitaptadır, yani Kur’an’da. Kıymeti tartışılabilir mi? Bir mü’min için asla insan olan için gene mümkün değil! İnsanlığı edebi zillet, meskenet ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm saymak, insanın bütün kurtuluş imkânlarını elinden almak isterseniz eğer, Kur’an’ı kötüleyebilirsiniz. Hiç bir insan olan insan, bunu isteyemez. Kur’an’ın insanlar için ifade ettiği anlam o ölçüde büyüktür ki, Allah Teâlâ Kitabı’nda, Ramazan ayının övüncü olarak, bu ayda Kur’an’ın indirilme işini beyan buyurmaktadır.

ORUÇ

Ramazan ayının ikinci özelliği, bu ayda mü’min mükelleflerin oruç tutmalarıdır. Orucun mahiyeti, hikmeti, faydaları üzerinde duracak değiliz. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, oruç bir bedeni ibadettir. Farzları, sünnetleri, mekruhları var. Ferdi ve sosyal faydaları ise apaçık. İnsan beden ve şahsiyeti üzerindeki harikulade tesirleri göz kamaştırıcıdır.

ORUÇ İNSANI YÜCELTİR

Herhalde oruç emri üzerinde düşünebilseydik insan ruhu üzerindeki terbiye edici, onu insan haline getirici hedeflerini de farkeder, kıymetini de çok takdir ederdik. Sabır gibi bir ruh kalkanı insanî açıdan ne büyük bir kıymettir. Kötülükler karşısında direnme, boyun eğmeme, iyi, doğru ve güzel olan her şeyde sebat, bir toplumun ve insanın ayakta kalmasının ve ilerlemesinin de esaslarındandır. Sonra, oruç ile biz, bedenimizin isteklerini, nefsimizin üzerimizdeki menfi etkilerini dengeleyip onu, hayrın, doğrunun, iyinin ve güzelin emrine verebiliriz. Arzularımızın, tutkularımızın yerine, onlara hâkim olan irademiz pekişir. İnsiyaklarına tabi olan insan yerine, Tanrı’nın iradesine ram olmuş, böylece yücelen insan ortaya çıkar.

BUYRUKLAR VE HİKMETLERİ

Tanrı’nın emirlerini yerine getirmeye, yasakladığı şeylerden kaçınmaya çalışan insan, iki hedefi gerçekleştirmeye çabalıyor demektir. Allah-û Teâlâ’nın insanoğluna tavsiye buyurduğu şeylerde, insan için bu dünyada ve ahirette faydalar ve hayırlar bulunmaktadır. Bir mü’minin yapması istenen şeyler, insanoğlunun bütün gerçek kıymetleri açısından bakıldığında onu gerçekleştirmiş gibi görünür. Meselâ namaz ve oruç… Bu ibadetler insan nefsine başlangıçta güç ve zor gelebilir. Ama hangi iyi şey kolaydır. Ancak mü’minin bu ibadetlere gücü ölçüsünde devamı, onun şahsiyet yapısında gelişmeler meydana getirir. Mesela namazın, insanı her türlü kötülükten uzaklaştırdığı bize bildirilmiştir. Kötülüklerden uzaklaşmak ve iyiliğe yönelmek, insanın muhtaç olduğu ahlâkın ve dinin temellerinden biri değil midir? Kısaca Allah Teâlâ’nın bizden, yapılmasını buyurduğu şeyler, insan hikmetinin, erdeminin ve ilminin de doğru, hayır, iyi, güzel ve gerçek diye kabullendiği değerlerle çakışmakta (Tetabuk etmekte). İşte bunlar, İslâm dinînin dünya hayatına, dünyaya yönelik hedefleri sayılabilir. Ama bu insani amaçların ötesinde bir başka amaç, her eylemimize kılavuzluk etmelidir. Bu amaç, Tanrının rızasıdır. Bunun ötesinde bir başka ideal yoktur. Bütün iyi dediklerimiz de, bu yüce idealden çıkarlar. Kısaca bütün eylemlerimizin iki hedefi olur. Bunları ekonomik, sosyal, ferdî ve ruhî gibi bölümlere ayırmak mümkündür. Ama bunların gerçekleşip gerçekleşmediğini bu dünyada anlamak mümkündür. Meselâ, adalet yahut haklara saygılı olmak (Yetimlerin, fakirlerin, zayıfların hakları.) Adaletin var olup olmadığı veya bu tür haklara saygının bulunup bulunmadığını anlamamız kolaydır. Mesela bu iki tavsiye, dinin temellerinden olan namaz veya zekâtla birlikte Kur’an’da zikredilir. Adalet gibi, haklara saygı gibi faziletlerin, gündelik hayatımızda ne ölçüde yer tuttuğunu tespit etmemiz kolaydır. Ancak bütün amellerin gayesi olan Allah’ın hoşnutluğuna kavuşup kavuşamayacağımızı ise bilemeyiz. Sadece umarız. Kısaca amellerimizin, daima iki amacı vardır. Allah rızası ve o eylemden beklenen sonuç.

İNSANI HANGİ DİN BÖYLESİNE YÜCELTTİ?

Allah Teâlâ insanı seçmiş, onu mümtaz kılmış ve bütün kâinatın güçlerini onun emrine râm eylemiştir. Dikkat edilirse, mümtaz kılınan insanoğludur. İnsanın âlem içindeki yerini, kıymetini doruğa çıkaran sadece İslâm. Hiç bir felsefe veya din, insanın kıymetini, Allah indindeki mevkiini hatırlatmış değildir. İnsan, Tanrı’nın yeryüzündeki halifesidir. Şüphesiz bu mecazdır ama insanın kıymetini en beliğ şekilde gösterir, kâinatın bütün güçlerinin ona râm edildiği inancı ise, ilmi zihniyetin temelini teşkil eder. Ve Allah her topluma belli bir süre tanıyarak, onları iki yol karşısında bırakır. Onları serbestçe iki yoldan birini tercih etmek karşısında bırakır. Ya iyi, ya kötü yol seçilecektir. Ama iyi yolun seçilmesi istenir. Tercih edilen yolun sonuçları da seçilen yola bağlı olarak otomatik biçimde ortaya çıkar

İNSAN VE DİN

Allah, biz insanlardan Müslüman olmamızı istemektedir. Ancak tercih bizimdir. Eğer Allah’a inanır, onun rızası olduğu dini tutar, benimser ve onunla amel edersek, dünya hayatında azabına, gazabına duçar olmayız. Dünyada başarı, refah ve mutluluk bizim olabilir. Eğer, bu yolu reddedersek, sadece ahirette değil, ama dünyada da geçici bir sürenin sonunda, bizim için hiç bir tehdit ve tehlikenin bulunmadığı kanaatinde iken, önlenmez tehlike bizi çepeçevre kuşatıverir. Çünkü Allah zalimleri ve inkâr edenleri “ihmal etmez, ama imhâl eder” (mehil verir) denmiştir. Demek ki, Allah’ın dinini inkâr edenlerin sonu bu dünyada da hüsrandır. Nedamettir. Zenginlik, çokluk ve kudret, bu topluluklar için sadece kötü sonucun önlenmez bir tehlike haline gelmesi karşısında basiretleri bağlayan bir tuzak olur.

MÜSLÜMANLAR VE DİN

Akla çok defa bir soru gelir. Peki, İslâm, Müslümanlara ahirette tükenmez nimetler vaat ettiği gibi, dünyada da şeref, kudret ve zafer vaat etmektedir. Müslümanların bugünkü hali nasıl izah edilebilir? Müslümanlar bugün, dünyada kudret ve zaferi temsil etmiyorlar. Ekonomik açıdan bakıldığında da kültürel açıdan bakıldığında da Müslümanlar geri kalmış ülkeler arasında bulunuyor. Bunun bir izahı var mı? Var! İyi bilmeliyiz ki, bütün karşılaştıklarımız kendi ellerimizin eseridir. Ukubet, ceza veya mükâfat karşılık demektir. Bunu sonuç diye de kabul edebiliriz. Belli sebeplerin, belli sonuçlar doğurması ilmimizin temellerinden biridir. Karşılaştığımız her şey, kendi ellerimizle hazırladığımızdır derken bir sebep-sonuç ilişkisi ortaya çıkıyor.

Kur’an Müslümana yol gösteriyor. Hedefler veriyor, ölçüler belirtiyor. Bunlara uyulursa, zafer de saadet de Müslümanlarındır. Eğer Müslümanlar geriyse —öyleyiz— bu kendi kusurumuzdandır. Kendi eserimizdir. Bizi saadete, kurtuluşa, zafer ve şerefe götürecek yolları tutmadığımızdandır. Zira Allah adildir. Rahmeti ise, adaletin tahammül edilmez mukabelesini hafifletmekte. Ne mükâfat sebepsiz, ne de ceza hikmetsiz! Eğer mükâfata nail olmak istiyorsak sebeplerine sarılalım.

Din, evet o yüce yol! İslâm dini kurtuluş ve yücelişin yolu! Bir kaç çizgi halinde özellikleri, tevhid dini akıl-ilim-hikmet-ahlâk dini, aksiyon dini, insan fıtratının dini; cihanşümul son din!

Adalet, doğruluk, acıma, Hakk’a saygı, kardeşlik, sevgi, yardımlaşma ve barış, bizi yönelttiği ahlâk ülkülerinden ilk akla gelenler. Önemleri ise aşikâr. Meselâ “adalet, takvaya en yakın olandır” buyrulmuş. Yalan söyleyenin dinine itibar edilemez. Toplumlar ancak adaletle ayakta kalırlar, denmiştir. Yetim hakkını gözetmeyenin, namazı idrak etmeyeceğini biliyoruz. Ve namazın bizi kötülüklerden uzaklaştıracağını fark ediyoruz. Demek ki amellerimizin güzelliği, ahlâki faziletlerimiz, ibadetlerimiz arasında doğru orantıya benzetilebilecek bir ilişki vardır.

Din, insanın kurtuluş ve yücelme yoludur! Bu amacın gerçekleşebilmesinin ilk şartı onu anlamaktır! Acaba dinimizin hedeflerinden işimize gelenleri seçip, işimize gelmeyenleri bir köşeye bırakmaktan ne zaman kurtulacağız?

Umulur ki, bu mübarek ayda Allah (c.c.) bize dinimizi daha iyi anlamak imkânını bahşetsin!

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK

VER