M. Akif’i Tanımak ve Anlamak

1076

20–27 Aralık Mehmet Akif Ersoy Haftasıdır. Büyük Müslüman Türk mütefekkiri, büyük aksiyon ve dava insanı vatan, millet şairi Mehmet Akif Ersoy’u 27 Aralık 1936’da, vefatının79. Yıldönümünde rahmetle ve şükranla anıyoruz. Mehmet Akif’i anlamak, anlatmak isterken O’nun şiir ve safahat kitabından ziyade çileli uzun hayat hikâyesi, şahsiyeti, mesajları ve fikirleri üzerinde yazımı yoğunlaştırmak istiyorum.

Merhum Akif, 1873–1936 yılları arasında yaşamış, doğumu üzerinden 142 yıl geçmiş olan ama hala fikirleriyle, eserleriyle, özdeyişleriyle, marşlarıyla aramızda olan, bizlere ders ve mesajlar veren önemli şahsiyettir. Bizim işimiz, dünü hatırlayarak bugüne taşımak. Dünü yok saymadan, ibret alarak, değerleri yarınlara taşımaktır. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var… “Geçmişimizi bilmezsek boşadır gelecek diye inlemek… ” demiştir Akif. Yıllar sonra 2011yılı Akif yılı kabul edildi. Ancak M. Akif, sadece bir yılla sınırlandırılacak biri olmayıp, her an bizlerin kalbinde, fikrinde ve gönlünde yer etmiş, iz bırakmış biri olmalıdır.

Akif’in yaşadığı dönemdeki şartları, kişiliği, din ve ahlak anlayışı, edebi dili ve eğitim konusundaki düşüncelerini iyi anlamalıyız. Sağlığında O’na sitem okları atanlar, sataşanlar, bazı çalışmalarına ambargo koyanlar, çekiştirenler, hatta naşını yalnız koyanlar, varlığında kıymetini anlamayanlar şimdi O’nu daha iyi anlayarak her an anmaya devam edecekler…
Akif; fikir, inanç ve ruh dünyası yüksek bir entelektüeldir. Bir aydın sorumluluğu içinde mücadele ve hizmet etmiş, bir insan olarak da, bir aile reisi olarak da, bir aksiyon ve dava adamı olarak da, eserleri veya icraatlarıyla arkasında ‘iz bırakmış’ örnek bir şahsiyettir. Evde, sokakta, camide, üniversitede, hastanede, parlamentoda, cephede yani nerede olursa olsun dik duruşu ve inancının gereği gibi yaşayan, üreten, paylaşan bir Kur’an Şairidir Mehmet Akif.

Ünlü Şair Mehmet Akif Ersoy′un halen bilinmeyen birçok özelliği var. Saklanan gizlenen bilinmeyenler, eserler ve yazılar vakti gelince, zamanla gün yüzüne çıkıyor, tarihin seyrine sunuluyor. Kısaca birkaç özelliklerden bahsedersek, asıl isminin Ragîf olduğudur. Hayatı zorluk ve yokluklar içersinde geçmesine rağmen dik, onurlu duruşunu hiç bozmamış fedakâr, inanmış bir insan olarak evinde kıt kanaat geçinirken Akif’in beş çocuğu olması yanında ölen arkadaşının üç çocuğuna da sahip çıkarak, onları öz çocukları gibi okutup evlendirmesi her yiğidin harcı değildir. Evindeki tek kilimi komşusuna veren, kendisi üşüyüp sırtındaki paltosunu başka ihtiyaçlıya veren, yokluk çekmesine rağmen İstiklal marşını yazmasından dolayı kendisine verilen parayı şehit ve yoksul aile çocuklarını barındıran hayır kurumuna bağışlayan, özü sözü bir, şahsiyet abidesidir Akif. O’nun hayat hikâyesini okuyup anladıkça duygulanmamak mümkün değildir.

Hayatıyla ilgili en lirik tespiti Hüseyin Cahit Yalçın yapmıştı: “Mehmet Âkif’in hayatı, eserlerinden çok daha muhteşem bir şiirdir…”
Akif, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” inancındaydı. Haksızlığa tahammül ettiği ve hele yaltaklanarak menfaat peşinde koştuğu görülmemişti. Dostluk, fedakârlık ve samimiyet anlayışında doruklaşan Âkif’in hiç kimse verdiği sözden döndüğünü, hangi şartlarda olursa olsun sözünden bir sapma gösterdiğini görmemiştir. Verdiği sözde durma konusundaki hassasiyeti manidardır. Bir gün arkadaşı Mithat Cemal’le sözleşmelerine rağmen havanın çok ser soğuk ve yağışından dolayı gelemeyeceğini düşünüp komşuya giden Mithat Cemal’e “Bir söz, ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir” demesi ve özrü kabul etmeyip M.Cemal’le altı ay küs kalmıştır.

Bir karakter Abidesi Olan Mehmet Akif 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat ettiğinde milletvekili seçildikten sonra O’na hediye edilen İstiklal Madalyası, mavzer tüfeği ve birkaç liradan başka bir varlığı yoktur. Soğuk bir gün olan Aralık ayında bir cami avlusu ve bir tabut içinde, İstiklal marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un yanında devlet erkânı yok, sadece iki kalem kâtibi vardı.

Akif, milletini seven, özü sözü bir, son derece doğru bir insandır Akif’in hayatı, doğumla ölüm arasındaki dosdoğru istikamettir. Okumanın, ilmin, aklı kullanmanın, bilime, hikmete, yüksek ahlaka, adalete bağlı kalmanın önemini ve dini boyutlarını şiirlerinde büyük bir vukufiyetle ortaya koymuştur. Akif’in davası, çilesi ve hayatı iyi anlaşılmalıdır.
O, yaşamış, halen yaşayan ve yaşanacak olan bir misyonun, bir medeniyetin adamı ve şairidir. Dava deyip aşkla bağlandığı, gönül verdiği, sevdalandığı milletin, ümmetin, dinin istiklal ve istikbali için duyarlı insanlığa, ülkemiz insanlarına ve milletin kahraman evlatlarına din, iman, vatan, bayrak sevdası, istiklal mücadelesi gibi birçok konularda en güzel hediyelerini vermiştir. Birçok sözlerinde bu yüce millet için atide yapılacak çok şeylerin olduğunu, azmi, umudu elden bırakmamayı tavsiye etmiştir. İşte bu emanet ve bu hediyelere sahip çıkarak iyi korumalıyız!

Kendini Yüce Türk Milletinin varlık ve beka davasına adamış, Allah’tan umudunu hiç yitirmemiş, hep diri tutmuş olan Akif, her şarta hazır, halkla iç içe yaşayan, idealini hiç yitirmeyen kahramanlardandır… Akif’in en büyük hayali ülke geleceği olan yeni nesillerdir. Ünlü şairimizin umutlarını, savunduğu değerleri, heyecanı daima hatırlayarak, kalbimizde yaşatmalıyız.
Akif, milletinin derdini kendisine dert edinmiş, kendini inancına vakfetmiş bir yürekle ıstırap ve ümidi birlikte seslendiren dava insanının en önemli özelliklerini taşımıştır.
Akif; milli Mücadele’mizin manevi lideri, Çanakkale ve İstiklal Savaşımızın da sesidir. Akif, dün olduğu gibi bugünde yolumuzu aydınlatan bir ışıktır. Ne mutlu o ışığı görüp, onunla yolunu aydınlatabilenlere…

SHARE

YORUM YOK

VER