Gün Doğmadan Neler Doğar?

511

İnsanlar ve toplumlar yaptıklarının karşılığını görürler. Ülkemizi veya dünyayı cehenneme veya cennete çevirmek elimizdedir. Çünkü her şey insanoğlu ile başlar ve biter… Hayatta küçük parçalara takılıp da büyük parçayı kaçıranlarımız çoktur. Ülkemizi seviyorsak önce değerlerimize sahip çıkıp, yabancı aklına değil, kendimize güvenerek, kim ve nerede olduğumuzu bilerek hareket etmeliyiz. Bir gayesi olmayanlar ne aradığını bilmeyenler, ne bulacağını da bilemezler…

Bir milleti millet yapan kültür; din, dil, tarih, örf ve adetler konusunda düşmanların tahribatına karşı duyarlı olmak zorundayız. Dış ve içteki düşmanlarımızın senaryolarına, provokasyonlarına karşı değerlerimizi ve kültürümüzü korumak durumundayız. Birçok problemin sistemden kaynaklandığı bilindiğine göre sistemi revize edici çalışmalar yapılmalı, yerli ve milli oluşumlar sağlanmalıdır. Büyüyen gelişen, adaletli, hürriyetçi, demokrat bir ülke için üzerimize neler düşüyorsa yapmalıyız. Birbirimize güvenerek, severek, sayarak, uzlaşı kültürünü geliştirerek beraber yaşamayı, paylaşmayı öğrenen ve öğretenler olmalıyız.

Bu gün en büyük derdimiz birbirimize, milletimize ve kendimize olan güvensizliktir. Birçok sıkıntılar, ekonomik çöküntüler yaşayabiliriz ama din, devlet, vatan, namus ve hürriyet elden gitti mi bir daha geri dönüşü olmayan yolda, tarihin sayfalarında buluruz kendimizi. Bu gün kendi içimizde kendini gizleyerek ahlakımızı, inancımızı, değerlerimizi yozlaştırmak, bozmak isteyen gizli güç odaklarının çalışmaları sürmektedir. Yetişen nesillerin zihinlerini bulandırmak, onları zevk sefayla meşgul eden program ve çalışmalarla ayartmak isteyen merkezler çoktur. Devletimizi, milletimizi korumak ve kollamak için uyanmak vaktidir…

“Çoban uyudu mu kurt emin olur”(Mevlana). Dün olduğu gibi bu gün de Türk devletinin bekasını tehdit eden, Türk ve Türklük düşmanı yapılar devletin hassas kurumlarına sızma ve kadrolaşma gayretlerini terk etmiş değillerdir. Bunlar vatan, millet diye bir dertleri olmayan bu topraklar üzerinde yabancı vesayet ve mandacılığına soyunmuş, vatan bölme, ülkeyi parçalama faaliyetleri yapmaktadırlar. Milletimiz bu sinsi ve gizli güç odaklarını deşifre ve bertaraf ederek yoluna emin adımlarla yürümelidir. Bu gün Kürt halkının haklarını savunma iddiasında olanların, bölücülerin beslenme merkezleri de bu mahfillerdir. Toplumu yönlendirebilmek, halkın gözünü boyayabilmek ve kendi haince tezlerini savunabilmek için medya gücünü ellerine geçirerek toplumu hipnotize ederek, uyutarak gayelerine eriyorlar…

Tarihten ibret almayanlar tekerrüre meydan verirler… Acaba günümüzde gizli localar emellerinden vazmı geçtiler? Türk ve Türklük düşmanı yapılar, siyaset ve İslam kisvesi altında kendilerini gizleyenler yer altında mıdırlar? Dün devlet kurumlarına sızanlar, padişahın çevresini kuşatanlar; ekonomiye, ülke siyasetine yön verenler, bankerler, darphane müdürleri, finans sektörünü oluşturanlar, millete ihanet şebekeleriyle birlikte bir imparatorluğun çöküşünü hazırlamadılar mı? Bu gün aynı mahfiller hız kesmeden faaliyetlerine devam etmektedirler. Bir devleti, milleti temsil edenler aynı gaflet içersinde olamazlar! Büyüyen gelişen bir Türkiye İnsanlığın, Türk ve İslam coğrafyasının, mazlum milletlerin umut ışığıdır. Bu ışık söndürülemez.

Günümüzde sıcak savaştan çok soğuk savaş teknikleri kullanılmaktadır. Ülkemizde de milletimize karşı psikolojik harp operasyonları düzenlenmiş ve devam etmektedir. Kitlelerin beyni yıkanarak, hipnoz edilerek karaya ak denmeye başlanmıştır. Toplumu bölecek, parçalayacak, kutuplaştıracak çalışmalar toplum mühendisleri tarafından hızlı biçimde ortaya konulmuştur. Böylece korku ve umutsuzluk imparatorluğu oluşturularak toplumun yanlışlara karşı refleks vermesi engellenmiş, kitlelerin iradeleri teslim alınarak köleleştirmek istenmektedir. Devletin başındakiler devlet içersindeki gayri milli uzantılara ve sızmalara karşı tedbir almak zorundadır! Yoksa hiçbir milli oluşum, irade ve karardan sonuç alınması beklenemez.

Türkiye emanetçi, vesayetçi değil, ne yapacağını bilen insanlarla büyüyecektir. Büyük dava insanları hicrana uğrasalar da hüsrana uğramazlar… Türkiye’mizin, devletimizin geleceği için, tuzak ve oyunlar bozularak, bölgede etkinliğimiz barıştan, birlikten yana tavır olmalıdır. Tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak sloganı önemlidir. Devlet, millet olma nimetini görmeliyiz. Başka yerlerde çözüm arayanların hülyaları beyhude olur. “Elindeki kuşa, başının üzerindekinden daha fazla güven”

Hiçbir saltanat, güç merkezi kalıcı değildir. Türkiye üzerindeki baskılar elbet bitecektir. Biz değerlerimize sahip çıkarak benliğe, ayrımcılığa, ‘ne olduma’ kapılmadan, yabancı merkezli yerlere değil de kendimize güvenerek, yerli ve milli siyasi odaklarla ve teşkilatlarla işbirliği içinde olursak bilelim ki, ‘gün doğmadan neler doğar… Bakın kıssa bize neler hatırlatır. Kral demirciyi çağırıp;”Yarına kadar bin tane çivi yapmazsan şafakta asılacaksın” demiş. Bir günde bin çivinin yapılmayacağını bilen demirci hiçbir endişe duymadan çivi yapmaya başlamış. Yakınları ağlayıp sızlarken o çalışmaktan ağlamaya zaman bulamazmış. Kaygısızlığını hatırlatanlara da “sabahın sahibi var” dermiş. Şafak yaklaşırken askerlerle saraydan bir adam koşarak gelir. Yakınları ağlamayı hızlandırırlar. Saraydan gelen adam “Ne kadar çivi yaptınsa hemen ver. Kral öldü, tabutuna çakacağız “der.

21.yüzyılı Türk kültürünün yücelişi olarak hedefleyerek öze dönüş hamlesini başlatmalıyız. Karanlığın ardından şafakla güneş doğar yeter ki, ilahi güce inanarak gayretimiz devlet, vatan, millet için olsun. Türkiye yerli ve milli güçler tarafından sevk ve idare edildiğinde milletimiz büyüyecek, düşmanları kahrolacaktır. Umudu, güveni yaygınlaştırarak geleceğin büyüyen gelişen Türkiye’sini oluşturmak hedefimiz olsun.

 

SHARE

YORUM YOK

VER