Dağların Suçu Ne?

    0
    1

    Güneydoğu Anadolu Bölgemizde, ben kendimi bildim bileli dağlar dövülüyor. Acıyorum, üzülüyorum; dağların suçu ne?
    Özgürlüğün ve huzurun teneffüs edildiği dağlar, zaman geldi piyon bir ihanet şebekesinin köstebek yuvasına dönüştü. Dağların bir ikmal ve toparlanma üssü haline gelmesine engel olamadık.
    Şimdilerde ihanet şebekesi dağlardan ovalara indi. Hani dağlardan inin, deniyordu ya; indiler. Şimdi ihanetlerine ovalarda, il ve ilçelerde devam ediyorlar. Sokakları kazıyorlar, barikatlar kuruyorlar, ezanları susturup camileri yığınak merkezi haline getiriyorlar. Masum halka dünyayı dar ediyorlar.
    Hal böyle iken bizimkiler hala dağları dövüyorlar. Bir ihanet şebekesi dağları mesken tutmuştu, tamam. Ama herifler artık dağlara sığınmıyorlar; ovadalar. Onlar göçmen kuşlarının gelişiyle dağlara çıkarlar, dağlarda kalırlar, göçmen kuşlarının göçüşüyle onlar da göçerlerdi. Onlar oralardan göçeli çok oldu.
    Dağları bombalayıp “Artık bir daha bellerini doğrultamazlar.” yollu klişeleri artık ezberledik ve kanıksamaya başladık. Son otuz yıla baktığınızda bunu görürsünüz.
    Biz dağları bombalarken mi bu eşkıya güruhu ovalara yığınak yaptı? Ne zaman yaptı? Onlar yığınak yaparken biz neredeydik?
    Artık dağları dövmekten vazgeçelim. İlla da bir dövme eyleminde bulunacaksak kafalarımızı dövelim kafalarımızı? Geç olmadan…
    Belirtelim ki; milli unsur ve hassasiyetlerin başımızın üstünde yeri vardır. Bizimkisi bir mim koymaktan başkası değildir.

    “YSK VE RTÜK SANSÜRÜNE HAYIR”MIŞ
    Kimileri öyle davranışlar sergiliyorlar ki; ihanetlerinden mi gafletlerinden mi anlamak zor. Buna pek çok örnek verilebilir. Amacımız bohçanın ağzını açmak değil ve bizim öyle bir niyetimiz yok. Sadece anlaşılmaya katkı olsun diye bir örnek verelim. Küçük evcilcikleri olanı biz meşhur etmedik herhalde. Bizim adımızı anmaktan korkanlar evcilciklerin sahibinin reklamını yaparken ne yaptıklarını her halde biliyordular.
    Efendim YSK ve RTÜK kanun, yönetmelik ve tüzüklerinde eksikler, yanlışlar olması mümkündür ve bizce vardır da. Bunların telafisi ve giderilmesine yönelik bir girişimi saygıdeğer buluruz. Eksiklerine ve telafisi gereken noktalar olmasına rağmen ilgili kurumlarımızı gerekli görürüz. Bu kurumlara rağmen adaletsizlik ve düzeltilmesi gereken yanlışlık diz boyudur. Bu kurumlar olmasa, farz-ı muhal, adalet ve seviye, tahammül sınırlarını zorlayacak bir seviye kaybına uğrar. Bunu görmek zor olmasa gerek. Nitekim köleliğe taş çıkartacak bir bağlılıkla taraf ya da karşıt olma sınırlarını aşan “yayınları” görmek, insanlık onuru adına gerçekten çok acı.
    Hal böyle iken, kuyruğuna basılmaya tahammülsüzlüğün feryadı böyle mi olmalı?
    Sizin niyetiniz ne? “Kuyruğu kurtarayım da âlemin ne hali varsa görsün, beni ilgilendirmez”, mi?

     

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here