Bedir’den Dumlupınar’a Zafer Duaları

Yer gök dua ile durur da, duasız zafer olur mu? Bayrağı elden, duayı dilden, aşkı gönülden bırakmadığımız için gülümser zafer bize. Diller peltekleşmez, eller karıncalanmazsa tadı mı olur zaferin? Kendimizi en güçlü sandığımız an yuvarlanırız gurur tepelerinden. Zayıflığımızın farkına varmak kavi kılar yüreğimizi, bükülmez eyler bileğimizi. Aşkla, hasretle yüreğimizden katarlandı mı niyazlar ışıl ışıl turnalar gibi; O, bizi duyar ve şerefli katından zaferler gönderir.

          BEDİR SEMALARINDA YANKILANAN SES

Bedir önlerinde üç yüz on üç yiğit, bin kişilik kalabalık bir orduyu bekliyordu. Sayıca kalabalık, silahça üstün olan bin kişi küçümsüyordu üç yüz kahramanı. Er diliyorlardı karşılarına. Er dilemek adetti lâkin “Biz asil savaşçılarız. Kimse karşımıza çıkamaz” diye düşünüyor ve çokluklarına güveniyorlardı.

Bedir, ay yüzlülerin beldesiydi. Dolunay ışıkları saçan yüzünün şavkı ellerinde balkıyordu şimşek ışığı gibi. Yüzü ak, davası Hak, yüreği pak olan güzeller güzelinin sözü kanatlanıyordu en yüce makama:

“Allah’ım! Onlar yaya ve yalın ayaktırlar. Sen onlara binit ver. Allah’ım! Onlar açık ve çıplaktırlar. Sen onları giyindir. Allah’ım! Onlar açtırlar. Sen onları doyur… Allah’ım! Sen, şu bir avuç Müslüman’ı helâk edersen, yeryüzünde sana ibadet eden kalmaz. Sen bize zafer ver Ya Hayyû, ya Kayyum.”

Aydınlık çağların müjdesiydi sanki Bedir. Gül dudaklardan kanatlanan dilekçeye cevapların en güzeli gelmişti Yüceler Yücesinden. Güçsüzdüler ama haklıydılar. Onun için hak ettikleri zafer yankılanmıştı Bedir’de ışığını bütün çağlara salarak.

ANADOLU’YU VATAN YAPAN DUA

Bedir’de mağlup olsaydı tarihin eşine rastlayamayacağı kahramanlar belki de nişanı silinecekti hilâlin. Malazgirt de Türk Milleti’nin Bedir’iydi bir bakıma. Türk Milleti’ni Orta Asya bozkırlarına sürmeye yeminli iki yüz bin “kara donlu kâfir” karşısına elli bin yiğitle çıktı Alparslan.

Beyaz kefenine bürünen sultan Alparslan Gazi’nin Anadolu’yu Türk’e vatan yapan duası çınlıyordu Malazgirt ovasında:

“Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım! Niyetim halistir. Bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret. Eğer içim dışıma uygun düşüyorsa düşmanlara karşı cihadımda bana yardım et. Beni muzaffer bir sultan kıl. Senin salih kullarına kefil olan bu aciz kulundan merhametini esirgeme. Burada Allah’tan başka sultan yoktur. Emir ve kader senin elindedir. Ya Rabbi! Bu senin ordundur, bu senin ordundur. Bizi muzaffer kıl.”

Malazgirt ilhamını Bedir’den aldı. Anadolu vatan oldu, taşına toprağına şehitlerin kanı, gazilerin duası doldu.

MOHAÇ’TA DUAYLA GELEN ZAFER

Mohaç ovası tarihin en kısa savaşına sahne olmuştu. İki saatte koskoca bir ordunun bozguna uğratılması bir rekordu. Savaş dediğin göz açıp kapayıncaya kadar olup bitmeliydi. Güçlü olmasına güçlüydü Osmanlı ordusu. Başlarında “Muhteşem Süleyman” Kanuni Sultan Süleyman Han… Süvarilerin çevikliği, askerlerin gücü, topu, tüfeği her şeyi vardı ama Kanuni aczini itiraf etti cihan sultanıyken. Gücüne değil, Allah’a güvendi. İndi atından ve açtı ellerini Muhibbi:

“İlahi! Güç ve kudret senindir. Kerem ve mürüvvet senindir. Bir bölük ümmet-i Muhammed fukarasını yerindirme ve bir nice kuvvetli pazu sahibi düşmanlara kendilerini savunma fırsatı verme.”

Kanuni’nin duasının kabul olduğu savaşın sonucundan belli değil mi? Ordularımız güçlü, komutanlarımız basiretliydi, tedbir tamamdı ama zafer Allah’tan isteniyordu. Kul çaresizliğini bilir, aczini idrak ederse geçebilirdi ummanların kapısından. Bunu bilenler Tuna’da aldıkları abdestle Viyana önlerinde namaz kılabilirlerdi. Yükseklerde çağlayan sular da topraktan fışkırırdı çünkü. Biliriz ki ay gökte doğar ama yürekte konaklar…

MİLLİ MÜCADELEMİZİN ZAFERİ

Kara bulutlar kaplamıştı ufukları. Belli ki doluya tutulacaktı memleket ama yedi düvelin hesaba katmadığı, akıl sır erdiremediği bir şey vardı. Herkes kopacak Mehmetçik tufanından habersizdi. Gecenin en karanlık anı zannediyorlardı güneşin doğuşunu bilmeyenler. Yahya Kemal haykırıyordu hepimizin yerine:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın.”

Gazi Mustafa Kemâl’e çektiği telgrafta Fevzi Çakmak zafer müjdesi veriyordu.“Bu sabah Allah’ın büyük kuvvet ve desteğine dayanarak bütün cephelerden taarruz harekâtı başladı.” Tarih 26 Ağustos 1922 idi. Dumlupınar önlerinde yeni bir destan yazılıyordu. Malazgirt’te çakan şimşek Dumlupınar’daydı. Çiçeklerin bakışı, ırmakların akışı zaferdi. Zifiri karanlık parçalanmıştı. Yarasalar başka mesken bulacaklardı kendilerine.

Anadolu’yu vatan yapan da, kurtaran da aynı tılsımdı. Dilimizden bir yol uzanıyordu yücelere. O yolu yüreğimizle yürüdük biz. Kalbimizin dili çözüldüğünde dudaklarımızdan dökülen mübarek kelimeler aşkına şerefli katından bizlere zafer gönder Ya Rab.

Bayrak yürekli şair Arif Nihat Asya’nın dediği gibi “Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız; Ve vatansız bırakma Allah’ım!”

 

SHARE

YORUM YOK

VER