Birliktelikle, Sanaldan Nesnel Dünyaya

    0
    1

    YARIŞMADA 1. GELEN ESER

    BİRLİKTELİKLE
    SANALDAN NESNEL DÜNYAYA

    Bu gün nasıl bir hayat yaşıyoruz, nasıl bir hayat tasavvur ediyoruz? Yaşamanın gayesi, hedefi nedir, neleri örnek almalıyız? Hayata güzellik veren ruh nedir, nasıl yaşamalıyız? Birçok şeyin sanal yaşandığı günümüzde her zamankinden daha çok birliğe, dirliğe, kardeşliğe, dosta, arkadaşa, sevgiyi çoğaltanlara, hüznü azaltanlara ihtiyacımız olduğu aşikârdır… Hayatı birlikte yaşamaya başladığımız andır hayatının manası…
    Hepimiz öznel ve nesnel dünyamızda yaşıyoruz; duyuyoruz, konuşuyoruz ve görüyoruz. Peki, hayata doğru ve güzelce bakabiliyor muyuz? Acaba yaşantımızda ve ilişkilerimizde bir şeylerin bizlerden yavaş, yavaş kaybolduğunu fark edebiliyor muyuz? Yozlaşan, kaybolan değerlerimizle, nesiller ve gelecek adına neler düşünüyoruz? Bizleri yüceltecek birlik, beraberlik yarışına katılmamız gerekirken ve inancımızın emri bu iken, bizi bundan alıkoyan kör olası nefislerimiz, basiretsizliğimiz midir? İnsanımızın, ülkemizin, İslam dünyasının her alanda birliğe ihtiyacı yok mudur? Devletimiz, milletimiz ve geleceğimiz için bizleri tek yumruk yapacak iradeye, inanca elbette ihtiyacımız vardır.
    İnsan, insana her zaman muhtaçtır! Bencil ve egoist olmadan hayatın mihneti paylaşılarak azalır. ‘Hayat, yalnız yaşanacak, boşa harcanacak kadar uzun değil!’ Birbirimize olan sevgi, saygıyı, güveni, dostluğu, kardeşliği ve birlikteliği güçlendirmeliyiz. İnsan, insana gerçek kardeş, dost, arkadaş olmalı. Hayatımızın sonuna kadar olabilecek eksiklerimizi ortak yaşamın paylaşılan gayeleri sayesinde artıya dönüştürebiliriz.
    Şayet bizler farklılık oluşturmak istiyorsak sinerjimizi artırmamız gerekir… Bu farklılık başta karşılıksız sevgidir, yardımdır, kardeş olmadır, güvendir. Güven kalıcı bir sevginin temel şartıdır! İnsanlar için paradan, puldan, maldan, mevkiden önemli şeylerin olduğunu dışımızdakilere her an gülümseyerek, hal hatır ederek davranışlarımızla gösteriyorsak, iyi günde de kötü günde de yan yana oluyorsak ne ala… Bu dostluğun, kardeşliğin elidir, devamlılığıdır! Öyle anlarımız olur ki, güzel bir söze, bir tebessüme bile hasretlik duyarız. İnsanların birbiriyle karşılık beklemeden hal hatır etmelerini bile büyük bir lütuf ve mükâfat olarak değerlendiren inancımızın mesajları elbette mutluluk vesilemiz olacaktır.
    Yaratılmışlığın anlamı unutulmadan veya yitirilmeden insan, insan olmanın sorumluluğu içersinde yaşamalıdır!
    Dünyada yaratılmışların en şerefli ve en anlamlısı, akılla onurlandırılmış, düşünen, hisseden değerli bir varlıktır insan. Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yapıya sahip olan insanın, hayat dediğimiz şu dünyada elbet bir eylem planı olmalıdır.
    İnsan yaratılma gayesini, tarihini, kültürünü unutarak; medeniyet, insanlık adına şu dünyada aradığını bulamazken, ancak inanç ve değerler manzumesi onu yüceltecek kadar muhteşem ve önemli kılar. İnanç ve değerlerden yoksun olan insan; erdemi, fazileti, hoşgörüyü, kardeşliği, yardımlaşmayı unutarak nefsin, şiddetin, zulmün, maddenin aracı olmaya başlar…
    Millet iradesi; fertlerin iradelerinin bir araya gelmesinden ve kaynaşmasından oluşmaktadır. O halde büyüme gelişme ve ıslahın, dirliğin, birliğin merkezinde insan vardır! Gerçek Müslüman birbirinin kardeşidir ve birbirinden sorumludur!
    Kardeşlik, Kuran’ın da çağrısıdır! Yaşadıklarımızla, Kuran’ın, sünnetin neresindeyiz? İnananların kardeşliği, dostluk, sevgi, merhamet, şefkat, yardımlaşma ve insanlık konusunda otokontrol yaparak ne durumda olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı görmeliyiz.
    Bizler çıkarlarımızla, nefislerimizle, hırslarımızla, şeytanla kardeş olmak yerine iradelerimizle, yüreklerimizle, beyinlerimizle, inancımızla kardeş olmayı seçmeliyiz. Maddi ve manevi yücelişi, ferdi ve toplumsal kurtuluşu insanca, kardeşçe, hakka, hukuka bütün icaplarıyla bağlanarak yaşamak zorundayız…
    İslam kardeşliği, Allah’ın inanmış insanlar arasına koyduğu ebedi ve kutsi kopmaz bir bağdır ki, iki dünya için de mutluluk vesilesidir. Müslüman toplumların dünyada da ahirette de huzur ve saadeti, bu kardeşlik bağının sürekli sürdürülmesiyle mümkün olacaktır. Peygamber Efendimiz (sas); “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir, onu terk ve ihmal etmez. Ona zulmetmez, zulmedilmesine de rıza göstermez!” uyarısında bulunarak kardeşliğin karşılıklı mükellefiyetini, ömür boyu devam ettirmek gerektiğine işaret etmiştir. Nitekim ayette; “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin” (Hucurât,49/10)
    “Hepiniz birden Allah’ın ipine (Kur’ana) sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin”(Al-i İmran, 3/103) buyrulmuştur. Bu ayetler bizlere bir ve beraber olmayı, Kur’an’ın yolundan gitmeyi, gerçek manada birlik ve beraberliğin ancak ‘kalplerin birleşmesiyle’ mümkün olabileceğini vurgulamaktadır. O halde geçici dünyaya kapılıp da birbirimize karşı kırıcı olmadan kardeşliğimizi güçlendirmeliyiz. Düzgün kardeşlik, Allah’ın sevgi ve merhametinden rengini ve kokusunu alır. Aklı, ahlakı, hakkı, hukuku, eşitliği, benimser. Benlikten bizliğe, yüceliğe doğru koşar… Rabbimizin emirlerine uyarak, Peygamberimizin hayatını kendi hayatımıza rehber yaparak yolumuza devam etmeliyiz.
    “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” İnsanoğlunun yaşamı sürecince hayatı kolaylaştırma adına, bilim ve birliğin dışında yaşam sürmesi çok zordur. Ferdi yapılamayan, başarılamayan işler, birliğin tılsımlı gücü sayesinde başarılır. “Birliktelikten güç doğar.” Bakınız, bir gün güvercinler yemlenirken üzerine atılan ağın içinde kalırlar. Güvercinler uçmak için çırpınır, çırpındıkça güçleri tükenir kurtulamaz, yorgun düşerler. Tekrar, tekrar dener, çırpınır fakat bir türlü uçamazlar. İçlerinden biri; “Arkadaşlar böyle her birerimiz ferdi kurtulmak istiyoruz ama olmuyor, gelin ben işaret verdiğimde hep birlikte uçmayı deneyelim der.” O işaretten sonra hep birlikte bir anda ağıda alarak havalanır ve kurtulurlar. İşte birlikteliğin, beraber dayanışmanın gücü…
    Hayatta sevginiz, hoşgörünüz, birlikteliğiniz yoksa çok şeyiniz yok demektir… Toplumsal bunalımların, kavga ve çatışma ortamlarının doğuş sebebi; inanç, sevgi, hoşgörü eksikliği, benlik ve enaniyettir. Hayata “Güneş her sabah yeniden doğuyor. Gün her şafakta birçok yeni umutlarla güzelleşiyor. Her şeye rağmen hayatın, iyilik ve güzelliklerini birliktelikle paylaşmaya, sıkıntılara direnmeye değer yanları vardır.” Diye bakarsak daha mutlu olarak yaşarız… Bunun en doğru tedavi yolu ise hoşgörüyle, sevgiyle, kardeşliği aramak, yaşamak ve uygulamak, ben demeden biz, kendimizi karşı taraftan görmektir… Başka birinin penceresinden bakabilmeyi bilmektir… Kendi başına başkasıyla, başkasıyla kendin olmaktır…
    İyi günde de kötü günde de birbirinin yanında olabilme kardeşliğin, dostluğun, arkadaşlığın, bir olmanın elidir, kardeşliğin devamlılığıdır! Böyle yaşamak bir umuttur, mutluluktur… Bazen hayatı sahipsiz ve yalnızlık duygusundan çekilmez olarak görüyoruz. Ancak bu yalnızlık, benlikle değil birlik, beraberlikle, sevgileri çoğaltarak, sıkıntıları azaltarak aşılabilir. Dünyada yaratılmışta teklik, yalnızlık yoktur. Teklik yaratana aittir. Seven, sevilen her zaman hep birliktedir. Her şey karşılığıyla vardır. İnsan olduğumuzu bilerek, birbirimizi severek, sayarak, hoş görerek, kardeşliğimize ve dostluğumuza asla bir halel getirmeden; “Gelin tanış olalım/Zoru kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/Bu dünya kimseye kalmaz” (Yunus Emre) düşüncesini yaşatmalıyız.
    Bu ülkede cennet vatanımıza, yüce milletimize, bayrağımıza sahip çıkmak da birliğin bir ifadesidir. Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bir bütündür. Tüm inananları da kardeştir. Bu kardeşliği bozmaya çalışanlara fırsat vermeden, kardeşliğimizi çoğaltıp geliştirmeliyiz.
    Aynı ülkede yaşıyorsak birliktelik, yekvücut olmamız gerekir ki, bunların başında inancımız, devlet, vatan, millet ve bayrağımız gelir… Bu milletin göğsünde iman sevgisi, kalbinde kardeşlik ve birliktelik sevgisi varken ay yıldızlı bayrağımız, kutsal vatanımız üzerinde daima dalgalanacağından şüphe etmeyiz. Bu değerlerimize sahip çıkmanın özünde birliktelik vardır. Kin ve nefreti unutup samimice, kardeş olup, birbirine farklı gözlerle bakmadan inancımızla, düşman oyunlarına alet olmadan bir ve beraberce, kardeşçe, tarihte ecdadımızın yaptığı gibi bir olmalıyız. Bu ülkede; “Sen şöylesin, böylesin” demeden, birbirimizi kırmadan, kardeşliğimize zarar vermeden kederde, kıvançta bir ve diri olmalıyız. “Sen, ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır./ Milletler için, işte kıyamet o zamandır”, “Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,/Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez” Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY dizeleriyle bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiştir. Düşünmek, geçmişe bakmak, kendimize dönmek vaktidir…
    Birlik demek, aynı dava etrafında, aynı yüksek değerleri hayata geçirmek için, aynı hedefe doğru yürümek demektir. Birlik, farklılıklarımızı kucaklayarak ama son tahlilde onları aşarak daha yüksek ideallere doğru kanat açmaktır… Kendi kimliğimizi kaybetmeden ama o kimliğe de hapsolmadan, erdemli bir toplum inşa etme gayreti içinde olmaktır. Türkiye’nin birlik ve beraberliği dendiğinde, kavmi ve dil farklılıklarını yok sayan, onları asimile etmeye çalışan bir birlik ve beraberlik değil, farklılıkları bir zenginlik, ilâhi bir lütuf kabul ederek, aynı yüce değerler etrafında kenetlenmektir… Farklılıkları inkâr ve reddetmeden ne de onları mutlaklaştırarak işi kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa vardırmadan birliktelikle kardeş olmak…
    İslam, dinin sosyal düşünce ve sosyal ahlak dini oluşunu, zaman içinde ve özellikle İslam dünyasının ve milletlerinin dış ve iç etkenlerin etkisi altında yer, yer unutulduğunu, unutturulduğunu ve ikinci plana atıldığını görürüz. İslâm dünyasının ve Müslüman milletlerin, bugün birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Zira birlik olmadan dirlik de olmaz. Dirlik olmazsa birey de, toplum da, devlet de zarar görür. Birlik ve beraberliğimizin dinî ve ahlâkî temelleri açıktır. Kalpleri aynı yüksek değerler etrafında birleşmiş İslâm milletleri, geçmişte olduğu gibi bugün de rengârenk, çeşit, çeşit mis gibi kokan, bakanlara mutluluk ve hayat veren bir gül bahçesindeki güller olabilmelidirler.
    Yaşantımız boyunca insanlar yaptıkları hatalardan dolayı devamlı olarak yalnız kalmaktadır. Her hangi bir olay veya durum için, seslerini duyurmaları için birlik, beraberliği tanımaları gerekir. Bir şeyler yapmak, bir yerlere gelebilmek için, toplum bir araya geldiğinde ancak seslerini duyurabilirler. Tek başımıza yapacağınız hareketler ses getirmeyeceği gibi kimse bizi fark da etmeyecektir.
    Birlik, beraberlik sadece bir hareket etmek değil, yardımlaşma ve dayanışmayı da sağlamaktadır. Beraberce hareket ederek zorlukların üstesinden gelebiliriz. Sesimizin daha çok çıkmasını istiyorsak bir olmaya önem vererek birlik ve beraberliğinizden asla vazgeçmemeliyiz. Bizler bir olduktan sonra istediğimiz kurumlar veya kişiler sesimize önem verecek, bizi dikkate alacak, anlaşmaya gidebileceklerdirler. Yalnız başına hareket eden insan ve toplumlar kimselere sesini duyuramamıştır…
    Unutulmaması gereken, birliktelik güvenilecek önemli faktördür. “Birlikten güç, kuvvet doğar.” Tek başına hareket yalnız yüce yaratıcımıza mahsustur. Dernekler, vakıflar, sendikalar, şirketler, kooperatifler birlik ve beraberlikle güçlü olmayı hedefledikleri için kurulmuşlardır.
    Osman Gazinin Orhan Gaziye, birlik olma konusunda söylediği; “Tek oku al kır” der kırar, “Üç-beş ok al kır “der yine kırar. “Okları birleştir bir bütün yapıp kır” der. Okları kıramaz. “İşte güç birliktedir.”der. Bir her zaman birdir, ama iki tane bir yan yana geldiğinde on bir yaptığı gibi, iki kişinin yan yana geldiğinde nasıl güç kazanacağını da ortaya koymaktadır. Bilinmesi gereken birlikte, beraberlikte, her zaman sevgi, muhabbet, dayanışma ve hayır olduğudur… En kötü birliktelik en iyi ayrı kalmadan daha iyidir… Tek başınıza bir kibrit çöpü gibi kolay kırılırsınız ama elinize 50 tane kibrit çöpünü alıp kırmaya çalıştığınızda yapamayacaksınız. Güçlü olmak istiyorsak birlik ve beraberliğin önemine ses vermeliyiz. Ancak bu sayede aşılmayan engelleri aşar, önemli yerlere ve hedefe ulaşabiliriz
    Osmanlıyı dört yüz çadırlık beylikten, altı yüz yıl dünyaya hükmeden imparatorluğa ulaştıran güç, birliktir!
    Hayatlarını tanzim edemeyenlerin, idealizm ve dinamizmden yoksun olanların, mutlu bir yaşantı sürmeleri mümkün değildir. İnsanlar birbirleri için vardır. Birbirimizin derdiyle dertlenip, birbirimizi anlayıp, birbirimize yardımcı olmalıyız ki, görevimizi iyi ifa etmiş olalım.
    Ülkemizin, milletimizin güzel hasletleri var. Kültürümüzde, inancımızda, örf ve adetlerimizde çok zengin özellikler ve güzellikler var. Bu güzelliklerin ve zenginliklerin paylaşılması, yaşanması, yayılması da zenginliklerimizi çoğaltacaktır…
    Güzelliği, iyiliği, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, dayanışmayı sağlamak ve yaymak toplum sağlığını artıracak faktörlerdendir. Toplumun dinamikleri; milli, manevi, kültürel hasletleridir. Bu değerlerin her an canlı tutulması ve yaşanır olması gerekir.
    İnsanları mutlu etmenin, sevindirmenin tarifi olur mu? Öyle anlar olur ki güzel bir söze, bir tebessüme bile hasretlik duyarız. İnsanların birbiriyle karşılık beklemeden hal hatır etmeleri bile büyük bir lütuf ve mükâfat olarak değerlendirilmiştir. Hoş bir sözün sadaka sayıldığı, birbirimizle hediyeleşmenin de sünnet olduğu yüce, zengin bir inanca sahibiz… Güzel hasletlerimizi yaşatarak, yardımlaşarak, birbirimizin derdiyle dertlenerek yaşamak bizleri mutlu kılacaktır.
    Şu hadisleri de unutmamalıyız “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi gerçekten Allah için sevmedikçe kâmil bir iman etmiş olmazsınız” “Müslümanların derdiyle ilgilenmeyen onlardan değildir.” “Hiçbiriniz kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe tam mümin olamaz” “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslüman’ın her şeyi; ırzı, malı, kanı Müslüman’a haramdır. Takva işte burada (kalpte)dir.”
    Barış, huzur, sevgi ve mutluluk sadece lafla değil, yaşamakla kurulur. Peygamberimiz sosyal barışı temin etmede birlikte yaşam olgusunu göstermiştir. İslam’da birlikte yaşamanın hukuku; birbirinin hak ve hukukuna riayet etmek ve eşitlik ilkesi, birlikte yaşamanın vazgeçilmez şartlarıdır.
    Hayat sevgiyle, birlikle yaşanmalıdır. Bizler havaya, suya, ekmeğe duyduğumuz ihtiyacı benzer şekilde birlikte yaşamaya da duyarız. Derde, sıkıntıya, yoksulluğa, hastalığa karşı büyük bir direnme gücü kazanırız birliğimizle. Bütün olumsuz olaylar karşısında; yılgınlık, bezginlik veya yenilmişlik hissettiğimiz durumlarda bile birbirimize sinerji vererek, hatta ölüme bile tebessümle bakabiliriz bu ruh haliyle. Birlik ruhu, kişiyi bencillikten kurtarıp topluma bağlamayı ona, yaratılanları yaratandan ötürü sevmeyi, onlar için iyilikler temenni etmeyi öğretmesi ve gönlünde başkalarına yer verme büyüklüğünü kazandırması bakımından çok önemlidir.
    İnsanlar ormanlardaki ağaçlardan ders almalıdırlar. Havayı birlikte solur, suyu birlikte alır, fakat ne üzerlerinde barınan kuşların, ne gölgelerinde yatan insanların ne de verdikleri yemişlerin hesabini tutarlar. Onlar birlikte yaşamın tadını çıkarırlar…“Gül güzel kokuyu dikenle birlikte geçinmekle kazandı…” der, Mevlana. Birliktelik, olumsuzluklar içinde olumlu düşünebilmek, toplumlardaki kayıtsızlık ve çatışmaya, yalnızlık ve sevgisizliğe karşı büyük bir nimet ve güzellik değil midir? Zaman geçmeden zorluklar içinde kardeş olup şu sıkıntılı hayatta dikenler arasında gül olabilmek ne güzel…
    Hayatta görülebilecek, ibret alınabilecek o kadar güzellikler var ki, biz göremiyoruz…
    “Bak ibret al yere düşen yaprağa; o da eskiden yukarıdan bakardı toprağa…”(Anonim).
    “Hayatta güzel gözlerin olasını istiyorsan, hayata güzellikle bak.” Hayata bakış, ya da hayatta bakış çok önemli. Kimi bardağın boş tarafından, kimi dolu tarafından bakar hayata. İnsan ki, yaratılmış en değerli varlık sevgiye, ilgiye, birlikteliğe, güvene, inanca muhtaç…
    İnsanın mutlu olması biraz da kendi tutum, düşünce ve anlayışına bağlı değil midir?
    “Hayat, nefrete harcanacak kadar uzun değil.” Hayat devamlı öğreten bir okul, bizler de bu okulda devamlı öğrenmeyi sürdüren birer öğrencileriz… Göreceğimiz derslerin başında kendimizi düzeltme sanatını öğrenmeliyiz. Bu öğrenmeyi sürdürürken çevremizdeki olumsuzluklardan fazla etkilenmeden olumlu olmaya, küçük şeylerden mutlu olmaya, başkalarının mutlu olmasından huzur duymaya, sevdiklerimizle dertleşmeye sevgiyi, kederi paylaşmaya, kusurları affetmeye, çevremize hoşgörü ve sevgiyle yaklaşmaya çalıştığımızda hayatın zevki ve tadı bambaşka olacaktır. Her gün, her saat, her dakika bizler için önemlidir, hayatımıza anlam katacak hiç bir şeyi geciktirmeyelim.
    Şu dünyada önemli olan insan olmaktan ziyade insan gibi yaşamaktır! Bu gün evlerimiz, katlarımız, yatlarımız, otomobillerimiz, mallarımız, eşyalarımız var ama birçok ailelerde inanç, ahlak, sevgi, yardımlaşma, dayanışma ve insanlık değerleri azalmış. İmkânlarımız artarken ne yazık ki, değerleri, sevgileri, insanlığı, ilgiyi, bilgiyi, hoşgörü ve sağduyuyu azaltmışız.
    Hayat geri dönüşü olmayan bir yol… Yaşamak ve mutlu olmak için bu gün bize düşeni yapmadan, hep yarınlara ertelenmiş günlerin hesabını nasıl vereceğiz… İş yapmama, kardeş olamama, mutluluğu erteleme bahanelerini artık bir yana bırakarak hemen bir karar vermeliyiz. Gönül dostu Yunus Emre’ni sözüyle; “Gelin birlik olalım, zoru kolay kılalım, sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz…”
    Peki, neden kardeşçe ve birlikte yaşamayı, beraberce mutlu olmayı düşünmüyor ve denemiyoruz… Geliniz yapabileceklerimizi ertelemeden bugünden başlayarak, gerçek kardeş olalım… Hayattan dersler çıkararak, ibret alarak, birliğin, kardeş olmanın bizlere daha güzel şeyler getirmesini düşünerek, umut penceremizi daima açık bırakalım…
    Nefsimizi ve karşımızdakinin nefsini incitecek her türlü hatayı, yanlışlığı hoş görmeye, unutmaya ve yeniden kardeş olmaya, kucaklaşmaya koşalım…
    Kıssalar, hikâyeler, masallar, şiirler, romanlar gönlümüzü hoş tutabildiği, kalbimizdeki sevgileri çoğaltabildiği gibi hayatımıza yön verebilen önemli faktörlerdendir. Bunlar hayata, bakışımıza, değerlendirme ve düşüncelerimize de yön verebilirler. İşte bunlardan birinin günümüz şartlarında bizlere çok şey kazandıracağını düşünüyorum. “Derviş Kaşıkları” kıssasını bilir misiniz?
    Sevginin, kardeşliğin, birlikteliğin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? Diye sordular bir bilgeye.
    Bilge, büyük bir sofra hazırlar ve sevgiyi, kardeşliği dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırır. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirilir. Ev sahibi misafirlerine bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyler. Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kalır.
    Misafirler, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen misafirler, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.
    Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti daha verir. Bu kez, sevgiyi, kardeşliği gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırır. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle birbirine gülümseyen pırıl, pırıl kişiler gelerek bu kez onlar yerlerini alırlar sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirilir. Onlara da kaşıkları ancak saplarının uçlarından tutabilecekleri kuralı söylenir.
    Ev sahibi bilgenin “Buyurun, afiyet olsun” sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı sapının ucundan tutar ve herkes kaşığını karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzatır. Bu usulle herkes karnını doyurur.
    Misafirler sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktur. Sevginin, kardeşliğin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır sorusunu soranlara bu uygulamayla cevap verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulunur:
    “İşte, der. Kim ki, yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir. Kim ki başkalarını da düşünürse, o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazarda, gerçek kardeş olan, alan değil, veren kazançlıdır her zaman…”
    Gönülden gönüle yol olduğu gibi, kardeşlikten de gönüllere yol vardır. Bu yol birliğe, o da dirliğe çıkar… Hoşgörü, sevgi, yaren ve kardeşliği gönül üstatları Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli gibiler, insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir Birlik, hoşgörü ve sevgi cennetine çevirmişlerdi. Bu gün Türk kültür hayatında derin izler bırakan, tarihe mal olmuş güzelliklerimizi yeniden paylaşmaya, Türk kültür hayatında derin izler bırakan, tarihe mal olmuş güzelliklerimizi birlikte yaşamaya, daha çok ihtiyacımız var.
    “Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az, kiminin çok… Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya…” Mutlu olmanın en garantili yolu başkasını mutlu etmektir. İnsan sevme hissini ‘israf etmemeli.’ Şu yalan dünyada yalnız olmadığımızı bilmek bile bir mutluluk ve zenginliktir. Hayatımızın zor anlarında, dostlarımızın olması bizi anlayabilen birilerinin olması ne güzel mutluluktur… Karıncaya sormuşlar; ′′ nereye gidiyorsun?′′, ′′ dostuma′′, demiş. ′′Bu bacaklarla zor′′ demişler. Karınca; ′′ olsun, varamasam da yolunda ölürüm′′ demiş… Yolunda ölünecek dostların olması ne güzel… Hayatta en büyük zenginlik sağlıkla birlikte iyi bir dostluğun ve kardeşliğin olmasıdır. Yoksa bu dünya yalnız çekilmez. İyi arkadaşlığımızla, dostlarımızla, kardeşlerimiz ve birlikteliğimizle hayatın mihneti kolaylaşacaktır…
    Tüm inananların birlik ve beraberliği; umutları yeşertecek dirliğin, mutluluğun ve gelişmenin esasını oluşturacaktır. Yaşamdaki tüm olumsuzluklara birlikte göğüs gererek katlanabilir sabırlı, inançlı olabilirsek her şeye rağmen mutlu olmayı başarabiliriz. Sevinçte, kederde, tasada, kıvançta beraber olmanın, birlikteliği tatmanın, birçok sorunların, yalnızlık ve sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin ve olumsuzlukların çaresi olabileceği hatırlanmalıdır…
    Hepimiz huzurlu olmak, içimizde var olan ilahi ruhun bilgeliğini hissetmek için sevmemiz, hoş görmemiz, dinlememiz, kardeş olmamız yeterlidir.
    Güveni, inancı, samimiyeti, sevgiyi, umudu yeşertmeliyiz ki, hayatı hak ederek mutlu bir şekilde paylaşalım. Bizleri başkalarından farklı kılan güzel taraflarımızı çoğaltalım ki, güzelliklerle karşılaşalım, güzellikleri yaşayalım.
    Çağımızın hastalığı, yalnızlıktan kurtulmanın yolu; birlikte olmaktır, paylaşmaktır, yardımlaşmaktır. Benden ziyade biz olmaktır. Rengârenkliliğimiz, farklılıklarımız, kişiliklerimiz birlikteliğimize mani değildir. Nesiller geçse de biz kalmalıyız. Hayatta başkalarının da var olduğunu, başkalarının da farklı olduğunu benimseyerek renklerin tonları, düşüncelerin, nefsin arınmışlığından ruhsal derinliklere inmek, gönülleri birleştirmek egolardan, benlerden arî birliğe, bizliğe koşmalı insan…
    Biz beşere, maddiyata teslim olmadan, ilahi kelama ‘mesaja’ Kuran’a, İslam’a teslim olarak yaşamalıyız! “Eğer din ölümden önce bir işe yaramazsa, ölümden sonra da hiçbir işe yaramayacaktır.” Peygamberimiz tarafından, “Müslümanların hayırlısı, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.” Buyrulmuş. Başta İslam kardeşliğine inananlar daha sonra insanlık onuru, merhameti taşıyanlar, insanlık şerefini, yaratılış hikmetini unutmayanlar yücelip, mutlu olacaklardır! İnsan ve toplumlar yaptıklarının karşılığını görürler… Yalnızlık gece, yıldızlar birliktir. Karanlık gecede önemli olan, yıldızlarla ay olmasını, kandil olmasını bilmek, bize rehberlik yapan yıldızların varlığını anlamak, karanlığa bir mum da bizlerce yakmaktır… Yapılabilecek; güneş, ay, yıldızlar gibi birliktelik içersinde olmak, birliğin dili ve ruhu peşinde koşmak, güzellikleri oluşturmak, her zaman bu ahenk içersinde olmaktır.
    Sevgi, beraberlik kurak çöldeki su gibidir. O, çöl ortasında yemyeşil bir vahadır. O vahada bir çiçek olmak için, her bitkinin sürekli suya ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.
    İnsan, değerlere kayıtsız kalamayacak kadar kaygılı, korkmayacak kadar sakin; hareketsiz kalamayacak kadar yoğun ama yaşam yorgunu olmayacak kadar zinde olmalı. İşi başarabileceğine inanacak kadar kendine güvenen ama her şeye yetemeyeceğini düşünüp, birlikteliğin faydasına inanan insan olmalıdır.
    İslam Dini inanlar arasında manevi bir kardeşlik kurmuştur! Hayattaki sıkıntılarımızdan biri de birbirimize gerçekten kardeş olamamadır… Bugün her zamankinden daha çok dostluğa, kardeşliğe, sevgiye ihtiyacımız var. Günümüzde ‘bırakalım herkes kendi cennetini ve cehennemini bulsun’ diyemeyiz. Şayet iman etmişsek birbirimizden mesulüz. Kardeşlik sadece kan bağı ile olmaz. Gerçek kardeşlik ne ırkı, ne kavmi, ne de ebeveyn kardeşliğidir. Önemli olan kardeşlik; İslam kardeşliğidir. Kardeşlik sözle söylenen bir cümle değil, kalpte olan bir sevgi coşkusu ve muştusu olmalıdır.
    Sevgili peygamberimiz; “Ashabım! Birbirinize düş‏manlık etmeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinizden yüz çevirip ayrılmayınız. Ey Allah’ın kulları! Birbirinizle kardeş‏ olunuz. (Kardeş‏ sevgisi gösteriniz).”
    “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Söylemiştir. Kulluk bilinciyle, peygamber sevgisiyle barışık yaşayan insanın tüm hayatı sağlam istikamette olacaktır.
    Yüce Ecdadımız asırlarca aynı toplumda farklı dinlere mensup ve farklı milletlere ait insanlarla bir arada yaşamanın en güzel örneklerini vermiştir. Yüce Milletimiz, beraber yaşadığı bütün insanlara ne yaptıklarıyla, ne de konuştuklarıyla asla bir zarar vermemiştir. Bizler özümüzden getirdiğimiz o eşsiz değerler ve yüce dinimizden aldığımız ölçüler ile bütün insanlığa faydalı olacak davranış şekillerini geliştirmişizdir. Yüce Rabbimizin bizler için istemiş olduğu ve Sevgili Peygamberimizin ümmetinin hayatında değiştirmiş olduğu en önemli ahlaki ilkelerden biri de kardeşliktir. Sadece kan bağıyla değil, inananları birbirine gönül bağıyla kenetlendirmiştir.
    İslam endişesi taşıyan her şahıs ve toplum birlikteliğin, kardeş olmanın gayretinde, davasında olmalıdır! Başta Allahın kitabı Kur’an’ı ve mesajlarını sahiplenmemiz gerekir… Şahsi düşünce, duygu, yaşayış ve isteklerimizi vahyin mihengine vurarak nerede olduğumuzu görerek hareket etmeliyiz. Toplum olarak bizler; ayette ve Fahri kâinat efendimizin hadisindeki öğretilere uymaya mecburuz. Bizler düşmanların fitne ateşini, kardeşliğimizi bozucu çalışmalarını ancak Müslüman’ca yaşayarak ve düşünerek söndürebiliriz.
    Şu anda toplum olarak; Kuran’ın, peygamberimizin hadislerindeki öğretilere muhtacız. Ne yapmamız gerekiyor sorusuna Hadislerle; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirini gerçekten sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” “Müslümanlar birbirlerine kenetlenmiş bina gibidirler. Birbirlerine sımsıkı tutunurlar.” “Birbirini yıkayan el gibidirler” “Kardeşinle mücadele etme, onunla alay etme, ona verdiğinden sözden dönme.” Kısacası gerçekten mümin olup kardeş olacağız, birbirini yalnızca Allah için seveceğiz…
    Bu gün her şeyden evvel Peygamberimizi ve onun getirdiği Kuran’ı anlamaya, onun ahlakıyla ahlaklanmaya ihtiyacımız var… İslam âlemi ve bütün insanlığın kurtuluşu ancak buna bağlıdır. Bunun için tövbe edip yeniden kardeş ve Müslüman olmamız, İslam’ın yeniden dirilişini sağlamamız, İslam Rönesans’ını gerçekleştirmemiz şarttır. Ülkemizin meseleleri arasında yer alan kardeşliğe, tevhit inancının bize yüklediği tanıklık şuuru ve hassasiyetiyle bakmalıyız… Bu gün bizler, düşmanların yaktığı fitne ateşini ancak gerçekten kardeş olarak, Müslüman’ca yaşayarak ve düşünerek söndürebiliriz.
    Gerçek mutluluk iyi yaşamak değil, yaşamayı iyi bilmektir!
    Umutsuz, tükenmiş kalplerin dünyasında yaşıyoruz. Kalpler yalnızlaşmadan, düşünceler yolunu şaşırmadan, gönül tahtını boş bırakmadan insanların, birliğin sevgisine, onunla gelişen dirliğe ihtiyaçları vardır. Tükenen bütün kalplere başta inanç sevgisini yerleştirerek milletimizi, millet yapan değerler sevgisi etrafında birleştirmek ve bütünleştirmek için, bu gün ensar ve muhacirin kardeş olmasını anlamaya ihtiyacımız vardır. İnsana bakışların çok değiştiği, toplumsal dokularımızın çözülmeye başladığı zamanda, toplumu kardeşlik, dostluk ilişkileriyle gergef, gergef ören birliktelik ağına ihtiyacımız vardır. Kardeş, dost, komşu ve arkadaş olarak bütün ilişkilerimizde, peygamber ve ashabının ortaya koyduğu örnek ilişkilere ihtiyacımız vardır. İnsanlığın enaniyet ve benlik gibi anlayışlarla kararan ruhlarını toplumun ve insanlığın aleyhine bir tehdide dönüştüren ferdiyetçiliğin ilâhî sevgiye, peygamber sevgisine ne kadar muhtaç olduğunu artık görmeliyiz.
    Günümüzde ilahi ‘Vahyi’ mesajı ve peygamberimizin mesajını anlamaya ihtiyacımız vardır! İnsanlıktan, medeniyetten nasipsiz bir zamanda, bütün yüzlerin riyakârlaştığı kin, nefret tohumlarının ekildiği, sapkınlıkların arttığı dönemde müjdeci, uyarıcı olarak gelen düşmanlık ve intikamı sevgi, barış ve muhabbet dönüştüren Sevgili Peygamberimizin, rahmet yüklü mesajlarına ihtiyacımız var. Kardeşliğin, birlikteliğin evrensel masajlarını içeren insanlık tarihine altın harflerle yazılması gereken Veda hutbesinde; “Müminler! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur′an’dır. Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem′in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O′na en çok saygı göstereninizdir. Arap’ın Arap olmayana, Allah saygısı(takva) ölçüsünden başka bir üstünlüğü yoktur.” “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktandır.” deyişini, yıllar yılı süren Evs ve Hazrec kabilelerinin kavgalarına son verip, Ensar ve Muhaciri birbirine kardeş kılışını anlamaya ihtiyacımız vardır.
    Hz. Peygamberin sunduğu evrensel tebliğ bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün akılları, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesajdır! Söylediği hakikatler, örnek yaşayışlar bizlere kılavuzluk ettiği sürece mutluyuz, huzurluyuz. İnsanlığa rehber, medeniyete güç veren İslam’dır. Bu gün insanlık, dünyada karşılaştığı ağır problemleri aşmak, huzur bulmak için İslam’a ve onun peygamberinin ruhaniyetine, hakikatlerine her zamandan daha çok muhtaçtır…
    Müslüman toplumların önünde duran en büyük ve acil sorunların başında birlik ve beraberlik geliyor! Giderek küçülen ama küçüldükçe de sorunları artan ve sıkışan dünyamızda birlik olmadan dirlik sahibi olmak mümkün değildir.
    İslâm’da birlik ve beraberliğin temeli tevhit’tir. Yani birlemek; Hakk’ın ve hakikatin bir ve tek olduğunu idrak ve ikrar etmek… Âlemde gördüğümüz ahenk ve düzenin temelinde Cenab-ı Hakk’ın mutlak birliği vardır. Bu birlik ilkesi olmasa, şüphesiz âlemde fesat olur, düzen diye bir şey kalmazdı. Aynı ilke, insanî ve toplumsal düzen için de geçerlidir. Birbirinden farklı dilleri, milliyetleri, cinsiyetleri, kültürleri olan insanlık âlemine baktığımızda muazzam bir çeşitlilik görürüz. Bu çeşitliliğin anarşiye ve kargaşaya dönüşmesini engelleyen, insanlık vasfına bir ahenk, düzen ve bütünlük kazandıran da yine tevhit, yani birlik ve beraberlik ilkesidir. Bu, yaradılış âleminin temel ilkelerinden biridir.
    İşte bu ilkeden hareket eden Müslümanlar, tarihin en muhteşem medeniyetlerinden birini inşa etmişler ve insanlığın hizmetine sunmuşlardır. Bunu yaparken de vahdet ile kesret (birlik ile çokluk) arasında hassas bir denge kurmuşladır.
    Tarih şunu gösteriyor; birlik içinde hareket eden toplumlar başarılı olmuş, adalet dağıtmış, medeniyet kurmuştur. İç ve dış sebepler yüzünden bölünen, parçalanan toplumlar ise kısa sürede dağılmış, tarih sahnesinden silinmiştir.
    Hem iman noktasından hem de toplumsal düzen açısından farklılıklarımızı bilerek ve onları kucaklayarak, hayır işlerinde yarışmak ve insanlığın gereği için mücadele etmek zorundayız. Ama bunu yapmak için birlik ve beraberlik içinde düşünmemiz, hissetmemiz, akletmemiz ve amel etmemiz gerekir. Bu bizim hem insan hem de Müslüman olarak aslî görevimizdir. Ne insanlar ne de toplumlar başkalarının çabalarıyla ne af olurlar ne de kurtuluşa ererler. Bu gün geldiğimiz yere baktığımızda inanılması güç bir sarsıntı ve yaşantıdayız. Çağımızın en mühim sorunlarından biri haline gelen ferdiyetçiliğin ve menfaatçiliğin inancımızda yeri olmadığına, bizler Müslüman ve kardeş olduğumuza göre, o halde bu gün birlik davasını sahiplenmeliyiz!
    Hem insanlık, hem ümmet, hem de bir milletin bireyleri olarak birlik ve beraberlik ruhunu yaşatabildiğimiz sürece başarıya ulaşabiliriz. Biz aynı anda hem insanız, hem Müslüman’ız, hem de bir milletin mensubuyuz. Bu dengeyi koruduğumuz zaman Allah bize güç verir, işimizi hayırlı ve bereketli kılar. Ama birbirimizle uğraşmaya başladığımız anda gücümüz, özgüvenimiz, heyecanımız kaybolup gider. Kur’an-ı Kerim diyor ki: “Allah’a ve Resulü’ne itaat edin, birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal,46)
    Birçok kişi yanlış tercihler üzerine kurulmuş dünyasında ne yazık ki mazeretlerle yaşamaya çalışır. “İşin ayıbı da bizdedir, kusuru da”(Mevlana). Ferdi ve toplumsal hayatın huzuru, insanların birbirine karşı sorumluluklarına bağlıdır. Arzulanan mutlu yaşama yürürken mutsuzluk oluşturan tercihlerle gidilmesi mutluluk getirmeyecektir. Mutsuzluğu oluşturan yüklerden kurtulmak gerekecektir. Gerçek mutluluk İslam’a göre yaşamak ve yaşamı Müslümanca bitirmektir!
    Hayat yaşanırken birçok şeyin sebebi, seçimi yapacak olan insanla başlar… Hayat tercihler üzerine kurulmuştur. Hayatta en büyük dostumuz kendimiz olabileceğimiz gibi, en büyük düşmanımız da yine biz olabiliriz. Bugün her zamankinden daha fazla sevgiye, hoşgörüye, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Olumsuz davranışların birçok sebebi, Kur an’ın bakışından, İslam medeniyetinden mahrum oluşumuzdan, sadece İslam adıyla fakat İslam’dan uzak yaşamaktan kaynaklanmaktadır. Evde, işyerinde, sokakta, okulda, trafikte, kısaca insanın olduğu her yerde eğer inançtan uzak; hoşgörü, birbirine sevgi, saygı yoksa orada bencillik ve olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür…
    Yardımlaşmanın, paylaşmanın, bir olmanın, diri olmanın yaşanmaya başladığın andır hayatın manası…
    “Her yeni gün, kalan ömrümüzün ilk günüdür.’’ Bu günleri dostluğa, kardeşliğe, arkadaşlığa kısaca, birlikteliğe, samimiyete, dürüstlüğe adamalıyız…
    Şunu unutmamalıyız ki, biz sevginin, kardeşliğin, birlikteliğin yayılmasına ne kadar çok izin verdiğimizde o, o kadar çok gelişip yayılacak, mutluluğumuz artacaktır… Hayat paylaştıkça, hayat umut taşıyınca, hayat sevince, hayat sevilince güzeldir. Ümitsizliğe karşı birliğimizle, ümit denizinde gezinmeliyiz Üzüntü yerine sevinci çoğaltarak acı, keder, bencil ve bunalımlar arasından dertleşerek kardeşliğe yelken açmalıyız… Gelin hep birlikte sevgiyi, güveni çoğaltıp mutlu olma yolunda okyanuslara açılalım…
    Kader ufkunda güneş doğdukça, dünya döndükçe hüzünler, sevinçler hiç bitmeyecek… İnsan olmak toplumla olmaktır, birbirinden mesul olmaktır. Herkes hayatının sonunda yaşadığı yılların defterini kapatacak, kapanmayacak defteriyle baş başa kalacaktır. Ümitsizler diyarında gezinmeden, hiç kimseyi kırmadan, umudu yok etmeden, yalnızlaşmadan güzelliğe hasretle koşarak, vicdan sığınağında yaşamaya çalışmalıyız. Güveni, inancı, samimiyeti, sevgiyi, umudu çoğaltmalıyız ki, hayatı hak ederek yaşayalım. Bizleri başkalarından farklı kılan güzel taraflarımızı çoğaltalım ki, güzelliklerle karşılaşalım, güzellikleri yaşayalım.
    Yazımızı hoşgörü ustalarının öğüdü ile bitirelim;
    “Yıktığın varsa yapacaksın. Ağlattığın varsa güldüreceksin. Döktüğün varsa dolduracaksın.
    Çıplakları giydirecek, açları doyuracak. Az halkı çok edeceksin.”
    “Hiç kimseye hor bakma, incitme gönül yıkma, sen kendine yan çıkma, görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler.” Sözleri bizlere yaşantımızda örnek teşkil edebilmeli. İki günlük dünyada kimseyi kırmadan, dökmeden “yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü” sözleri bizlerin esnekliğini artıracak, katılığımızı giderecek, kardeşliğimizi güçlendirecektir. Birbirimizin derdiyle dertlenip, birbirimizi anlayıp, birbirimize yardımcı olmalıyız ki, görevimizi iyi ifa etmiş olalım. Yoksa hayata farklı bakışla bakmanın önemli bir anlamı yok. İnsan birbiri için var. Birbirine yararlı olmak, hizmet etmek, hizmet yarışı içersinde olmak için var. Böylece hayatımızı anlamlandırmış oluruz.
    Kardeşçe, sevgi ve hoşgörüyle, birlikte yaşanan hayat saadettir, huzurdur… İlerlemenin, yücelmenin yolu; Allahın iradesine tabi olmak, peygamber sevgisiyle yaşamaktan geçer. Tüm İslam coğrafyasını ve milletlerini birleştiren, Müslümanları kardeş yapan Allah inancı ve peygamber sevgisidir. İslam bir hayatın, bir milletin yaşama tarzıdır. Yaşantımızın her anını Allah inancı, peygamberin sünneti, akıl, hikmet ve bilimle güzelleştirmeliyiz ki, hayatımız anlamlı, her iki dünyamızda huzurlu ve mutlu olsun…
    İnsan insana, kardeş kardeşe, komşu komşuya her zaman muhtaçtır. Hayattan dersler çıkararak, ibret alarak, bizlere daha güzellikler getirmesini düşünerek, kardeşliğimizi, birliğimizi pekiştirerek umutla yarınlara doğru yol almalıyız…
    Hüsnüniyet sahibi insanların kalbindeki kocaman heyecanın, bir ümidin adıdır birlik… Tüm meselelerimizi ancak birliğin gücüyle, çabasıyla çözebilir; milli ve manevi menfaatlerin korunması ve yaşatılmasında da bu güce inanmalıyız…
    “ Hayat filmimizi ” güzel ve mutlu sonla bitirmek için, bizi biz yapan inancımızı, hasletlerimizi unutmadan yaşamak büyük nimet ve büyük bir güzelliktir.
    Ey Müslüman! Senin yaşantın, birliğin sesi ve sözü âlemde öyle bir yankı bulsun ki, bu yankı güç olsun, ışık olsun; küfrün belini kırsın, zulmün saltanatını yıksın, aydınlık, mutlu yarınlara doğru barış, kardeşlik güneşi doğsun…
    Hayatta neyin doğru olabileceğini inançla, güzelleşen kalbimizin sesine kulak vererek bulalım. Hayatta olmanın, sabretmenin, şükretmenin, birlikte gülüp birlikte ağlamanın bir zenginlik olduğunu bilerek yaşamak hayatımıza birçok güzellikler katacaktır.
    Hayatımızın sırları, gizemi, mutluluğu yalnızlıkta değil, benlikte değil, birliktelikte, bizde saklıdır… Mutlu yaşanılacak bir ömür ve tadına varılacak bir hayat düşünüyorsak, umut penceremizi açık tutarak, hoşgörü ve sevgiyle, kardeşçe, birlikte yaşamanın tadını çıkaralım ki, hayat bize daha çok güzellikler sunsun. Hayatta güzel olan her şeyi yaşamamız dileğiyle…

    Yahya DEMELİ

     

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here