Siz Hangi Ö-T-E-K-İ-SİNİZ?

    0
    1

    Her insan kabullendiği icraatların mesuliyetine ortaktır.

    Kapitalizmde meta kıymetli! Emeğin ürünü olan meta yani…
    Meta’yı üretense insan… İnsansa köledir. Kıblesinde para var. Ona secde, tazim düşer.
    Bu algı, insanın kendisini hiçleştirir, zavallılaştırır. Kıymetsizleştirir. İnsanın ortadan kalkması; insanlığın ortadan kalkmasına dönüşür.
    Böyle bir zeminde yanlış sorgulanamaz, kötü gidiş de…
    Paraya ve iktidara hükmedenin artıklarına şükreden olmalıdır insan.
    Bunun için her talebi bir isyandır ve ahlaksızlıktır, nankörlüktür.
    Uslandırmak için; susturmayı kamçıyla gerçekleştirmek gerekir. Veya kamçıya gerek kalmayarak görünmez prangalara, çaresiz mahkûmiyet algısıyla “Ninni de yavrum, ninni… Uyusun da, büyüsün, ninni…” ile uyutmaya, inandırmaya gerek vardır.
    O zaman rahat edersiniz, iniltileri duymayarak…
    Bu hayatın; önemli ile önemsizin, köle ile efendinin, zengin ile fakirin, güçlü ile güçsüzün, yöneten ile yönetilenin, inanan ile inanmayanın, iktidar ile muhalefetin, okuyan ile okumayanın, rütbeli ile rütbesizin, kariyer sahibi ile kariyersizin ayrı kimlikleri, dâhil oldukları farklı kastlar vardır.
    Yine de kapitalizmin meta kıldığı öteki, bizim öteki kıldığımızla derece ve şiddet farkı var.
    İman toprağında zulmün kemale ermesi, “bir ve kardeşsiniz” emrine muhalifmiş, önemli mi?
    Ey bu tezeği tenceremize kapak olmaktan kurtaracak insanlık ve irfan! Sen neredesin?

    ÖTEKİLER; HISIM DEĞİL, HASIMDIR. 
    Ayrışmayı sağlayan, kutuplu kılan her eylem, fikir, kabûl; bir hak ihlali olmakla birlikte bir öteki inşa etmektir, ötekileştirmektir. Öteki kötüdür, öteki düşmandır.
    Onun hakkını almak ve gasp etmek haktır. Çünkü zulmü hak etmiştir.
    Ötekiler; hısım değil, hasımdır.
    Karnını merhamet dilenerek bile doyuramaz olmalı, doyurmamalı.
    Bunlar; silmek, silikleştirmek; iktidarın ve hükmetmenin geleceği için vaz geçilmezlerdir. Ola ki bir gün şükürsüzlüğünün cinnetine tutulursa başa iş açar, değil mi?
    Onun için tez elden ötekileştirilmelidir!
    “Yanaşmalık yapmayan” herkes, “senden yanayım” demeyen herkes, “ağam sensin” demeyen herkes, “emrin olur” demeyen herkes; ötekidir. Bu böyle biline.
    İşte böyle… Aklı, ahlakı, hukuku, eşitliği, hakkı, benimsemeyenler; zorbalığı ve zalimliği sevme ile beraber, yetersizliklerini örtmek için, ayrıştırarak hükmetmenin kolayına ererler.
    Bir milleti ötekileştirenler; düşmanın yapmadığını yaparlar.
    Millet düşmanlığının kitlelerce bilinmeyen adıdır; ötekileştirme…
    Öteki olmanın günahını affettirecek tövbe de yoktur bu iklimde!
    Binek olup değişmediğiniz, teslim olup sırtınıza semer vurmadığınız, şahsiyetinizi ve doğrularınızı inkâr edip yama olmadığınız sürece, iktidar ve para gücünün sahipleri sizi bağışlamaz. Bağışlamayan bir putun ve bu putçuluğun yaramazı olarak, itibarsızlık cehennemine yollanırsınız.
    Ötekileşmek; kovulmak, yabancılaşmak ve yabanıl olmaktır!
    Yabanıl, yaramaz ve vahşi…
    Terbiyesi sadece iktidar sahipleriyle mümkün olan vahşilik (!)

    KENDİNE BENZEMEMEK; ÖTEKİLEŞMEK… İÇ KAVGANIN MAĞLUBU OLMAK…
    Bir de insanın gerçekten kendine yabancılaşması, kendi kendini inkârı ve ötekileştirmesi vardır. Bunda insanın kendi iradesi, tercihi etkendir.
    Ötekileştirmede gücün, hükmedenin iradesi etkendir.
    Ötekileşmek; rızamıza bağlıdır çoğunlukla. Ötekileşmek, ötekileştirilmekten farklıdır.
    Kendine benzememek, kendisi olmamak; yaşam becerisi ve yetisini geliştirmemek, gerekli mesleği edinmeyerek maişete erememek de bir iç kavga sebebidir. “Kendini sevmek”, “birey olama” adına; kaygısızlık, nefret, “hiççilik/nihilizm” alışkanlığıdır.
    İnsanın başkalarına öykünmesi, kendisiyle derin kavgası ve kendini başkalaştırmasıdır. Şekilsizlik, onursuzluk ve muhtaçlık hali doğurur. Hayatı ve gayesini düşünmeden yaşamak; insanın kendini yetersizleştirmesi ve kendini kendine yabancılaştırarak ötekileşmesidir.
    Millilikten hiçliğe doğru kaçıştır veya uzaktaki beğendiğine öykünmedir.
    Yaşadığı hayatta “ahlar-vahlar” az, “retler” çoktur.
    Kimisi trenin kaçtığına yanar, kimisi treni terk eder. Anın imkân ve fırsatlarıyla kendini inşa edecek bir sorumluluk bilincine aslında erememişliktir.

    AHLAKSIZ ve VİCDANSIZ BİR YOL: ÖTEKİLEŞTİRME VE ÖTEKİLEŞME!
    Bu ikinci ötekinin belleğini virüs bloke etmiştir. Birinci safhadaki ötekileştirilmekten hiç kurtulamadığından, psikolojik olarak terk-i dünya edip yaşayanlar da vardır.
    Bunlar sonuçta kendi gerçeğine yabancı, çaresiz ve donanımsızdırlar çoğunlukla.
    Başka topluluk ve milletlere, azgınlara, çizgi dışında olanlara öykünmeler de ötekileşmedir.
    Bunlar beridekinin ötekisi değildir; kendine yetmeyenlerdir, aşağılık duygusuna kapılanlardır. Ama hep protest takılırlar veya bohemdirler…
    Demek ki; bir ötelenmişlerin olduğu “öteki” olmak var.
    Hayatı, olayları, sorumluluklarını zihni hasta olan anlamamışların, kendi gerçeğine yabancılaşmasıyla, iradî olarak kendini “ötekileştirmesi” var.
    Yani dıştan gelen bir öteki-ötekileştirme var. Boyunduruğu reddeden, dışlanmış ötekiler…
    Bir de milli ve insani sınırların dışına çıkarak ötekileşme var! İkisi de dert mi, dert!

    Hayatın seyrinde, hep tavukken horoz gibi öteni, bağrı dert tütenlerden çok görürsünüz!
    Her gelen ağanız, her giden paşanızsa; siz hiç kendiniz olmamışsınız demektir. Tavukken horoz kesilmek, kartalken kargaya özenmek; küresel afetten nasiplenmek demektir. Okuduklarınızın, mesleğinizin, aklınızın, ahlakınızın size yüklediği mesuliyetten uzaksınız artık. Bildiğiniz ve inandığınız doğrularınız yoksa her yanlışa yol veriyorsanız; siz millet varlığı için bir hiçsiniz!
    Bunun da adı; uyumlu olmak değildir. Her yapılana “hayır” diyen uyuzlar gibi, akıl ve ahlak teraziniz bozulmuş demektir.
    Kaygıların ve korkuların esir aldığı bir düşüklükle yanlışa müdahale etmeden, sadece müdahil olmak veya seyrederek sessiz kalmak; suça, günaha, haksızlığa, zulme ortak olmaktır.
    Doğru, hak, hakikat can çekişirken; o an bize dokunmuyor gibi görünen yılana sevdalanmak, alçalarak yok olmaktır.

    Gücün ötekileştirdikleri; kendilerine ve mesleklerinde yeterlidir, donanımlıdır. Muhakeme ve murakabe yapabildiği gibi, alternatif sunan bir büyüklüğe de sahiptir. Fakat öteki kılınmanın, kuşatılmanın, hukuksuz bir hukukla esir alınmanın mustaribidir. Alternatif katkıya her zaman hazırdır ama fazlalıkların çöp sepetine atılmışlardır. Çünkü “ötekidir”.
    İktidar olmanın rüştüne, muhalefet yapmanın erdemine eremeyen yapının akla ve millete verdiği ziyandır. Bu hep yapılır ve her dönem yaşanır! Tokmak aynı tokmak, el değişmiş olarak…
    Tilkiler, çakallar, kuyruklar, ganimet devşirir bu iç savaştan. Beriki ve ötekilerin savaşı ve savaş ağalarının savaşıdır. 
    İktidar veya güç erkini ele geçirenlerle insanlar, “ötekiler-berikiler” üretir. Kazancın amir unsuru olurlar. Gücün sahipleri efendi, yamakları köle olurlar. Her dönem değişen güç sahibi ve yamakları; “beriki”, diğerleri; “öteki”dirler. Bu döngünün pervasız arenasında konumunu ve tanımını fark etmeden cihad ettiğini, milli vazife ifa ettiğini söyleyen harap insanlar da vardır. Halktan ve haktan uzak halkçılar da vardır. Milletse şamar oğlanıdır! “Hem döverler, hem de severler” denilir. Hep dövülen ve dövünen kendisi olur.
    Zalim kocanın ahmak, vasıfsız, çaresiz kadını da böyle demez mi?
    Vicdanı kıt, aklı yok bir yolculuğa, başının değil, ayakların sürdüğü yerdir hedef. Bu yolu çamur kılan yolsuzların ardındaki yollara takılıp balçığa gömülme tükenişidir! İradesini bezirgânlara pazarlayanların tek hakkı; kavgalı olmak ve güdük kalmaktır! 
    Barış dininin, büyük medeniyet kurmuşların varislerine ne yakışıyor değil mi?
    İzzetle, basiretle yaşamayanın sonu böylesi hüsranlardır. Millete huzur ve kardeşliği çok görenler; onu kavganın sopası yapar. Onlardan medet umanların sonu, tövbesiz azgınlıklara uzanır. İşte bu azgınlığın, sırayı savma ötekileştirmesiyle birleştirme olmaz! Ayrışma olur!
    İslam’ın kardeş yaptığını, Kuranla meşgul olduğunu sananlar da, toplumu ayrıştırıyor, düşman yapıyor, ötekileştiriyor. Bu akıl ve iman yangınını dindirecek ey milletim, insaf yolun nerde?!
    Ve ey milletimin millet kalmak isteyen evladı; büyük uyanışın, birleştirmen ne zaman?

    KESER DÖNMÜŞ SAP DÖNMÜŞ. ANCAK ÜÇ GÜN İÇİN AHMAKLAR GÜLMÜŞ.
    Çekene çektirme sırasıdır, rolüdür bu!
    Keser dönmüş, sap dönmüş, bugün hesap görünmüş… Elinden geleni ardına koymama günü…
    Ötelenmemişlerden ve ötelemişlerden, beriki-öteki olunmaz. “Ya bendensin, ya değilsin!”
    Önce ağızlarda çiğnenirsiniz, sonra ayaklarla çiğnenerek lüzumsuz çöp gibi ötelere atılırsınız. Berideyseniz de şad olursunuz.
    Kiminin akıl, mal, namus, din emniyetiniz kalmazken; kiminin horozu muhtardır.
    Bizi bu zavallı güç-imkân-cemiyet-iktidar ve muhalefetin “öte-beri” kavgasından kurtaracak, bizi “millet ve kardeş” kılacak kudret ve ehliyete ne kadar da hasretiz değil mi?
    Birileri bunları yapmak için seçim derdindedir.
    Bir olamamışlar olarak bizler ise geçim derdindeyiz!
    Siz dün kimin yanında, bugün kimin karşısındasınız?
    Kendinizi, olduğunuz yeri hiç fark ettiniz mi? Fark ettirdiler mi?
    Benim gibi gönlü kırıklar ve kafası kırıklar; istikamet üzere olmanın çokça mağduru Mağdur olmak, büyük hesap gününde inşallah mahcup olmamaya kefaret olur.
    Demeyi unuttum! Sahi, siz hangi ötekisiniz veya hangi ötekiydiniz?!

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here