Baki Kalan Dört ilke

    0
    1

    Bu yazımızda yanlış görüşlerle sarsılmak istenen Osmanlı ideolojisinin savunuculuğunu yapan Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük devletine yakışır büyüklükteki şairi, insanımıza adeta haykıran bir gazelinden dört beytini, dört ilke olarak alıp inceleyeceğiz.

    Şair Baki′nin dilinden dökülen mısralarda Osmanlıyı yaşatan ve yücelten ve terkinde yok oluşa gidişin hazin izlerini bulmak adına bir yolculuk yapalım. Şunu hemen belirtelim ki her ne kadar bilimsel düşüncenin çöküşü diyar-ı islamda daha eskilere dayansa da sosyal düzenin Türk toplumunda Selçuklular döneminde büyük bir gelişme gösterdiği tarih ile sabittir. Adalet ilkesi ve ila-yı kelimetullah ideali Türkleri üç kıta ve yedi deniz de hükümran olmaya zorlamıştır. Bilimsel çöküşü sezen Fatih Sultan Mehmet Gazalinin açmazlarını hissetmiş olacak ki Medrese ulemasına seslenir: “Şu Gazali ile felsefeyi uzlaştırın.” der.

    Kanuni Sultan Süleyman devrinde dünya hâkimi Osmanlı sancı çekmeye başlar. Devlete ve topluma yanlış istikametler çizilme eğilimleri gittikçe ağır basmaktadır. Saray entrikaları, ilmiye sınıfı, ticari hayat daha önemlisi inanç doktrini üzerine inşa edilen dini hayat, harici ve dahili, dini, felsefi, ilmi faaliyetlerin etkisiyle sakatlanma, yaralanmanın başlangıcı olduğunu, hatta bir çok konuda tedbir almak için geç kalındığını çok zaman sonra fark edilecektir.

    Türk-islam fütuhatının temelinde Allah emri en öndedir. Yükselme dönemine kadar bu ilke bütün Türk hakanları tarafından halkına ve yöneticilere adeta hedef olarak gösterilmiştir. Osman Gazi oğluna, “bak Orhan bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değil.” derken yer yüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar mücadele etmeyi hedef olarak benimser.

    Şair Baki bu anlayışı tekrarla veciz gazelinin ilk beytine giriş yapar:

    Fermân-ı aşka can ile var inkıyadımız
    Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız.

    Yani, ‘Allahın emirlerine boyun eğmeliğimiz, canımız pahasınadır, Allahın takdir-i ilahisine zerre kadar itaatsizliğimiz yoktur’, der.

    Birinci ilke olarak Allahın emirleri doğrultusunda yürümek kuşkusuz bir mümin için asıl olandır. Ancak bu emre ne kadar uyuldu, o ayrı bir konudur. Demek ki Osmanlı koyduğu bu ilkeyi savunurken bu ilkeden taviz verildiğini yahut verilme istidatlarının olduğunu Bakinin bu şirinden anlıyoruz. Çünkü bu şiirde, kızgın ve öfkeli, imanlı bir adamın bir ekibin davasını ve duruşunu apaçık görmekteyiz. Sanki elinde mikrofon, olmayan ekranlarla üç kıta yedi denize hâkim bir imparatorluğa seslenmektedir olanca avazıyla: ALLAHTAN BAŞKA İLAH TANIMAYIZ.

    Baş eğmeziz edâniye dünya-ı dûn içün
    Allah′a dur tevekkülümüz i’timâdımız

    Burada ikinci bir ilkeyi görmekteyiz: Alçak, aldatıcı ve geçici dünya için alçak kişilere baş eğmeyiz. Güvenmemiz ve bağlılığımız Allah’adır. Hatırlayalım ki: “Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir”(Ali İmran/185)

    Bu metayı elde etmek uğruna alçak kişilere baş eğiliyor. “Dünya hayatı aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Hadid/20) “Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah′tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız? (Enam/32) Dünya hayatına olan bağlılık dünyevi bir menfaat için insan onurunu nasıl ayaklar altına alabileceğine ilişkin şu uyarıya bakalım: ‘’ Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar, Bilsinler ki bütün izzet yalnız Allaha aittir. (Nisa. 139)

    Bu ikazlar ister evrensel boyutta olsun isterse Bakinin kasteddiği mahalli ulusal, ümmeti boyutta olsun insanın temel probleminin kaynağı dünya malına karşı olan tutkusundan kaynaklanmaktadır. Dünyanın serveti, parası pulu ile şeytan insanları doğru yoldan çıkarır. Bir zamanlar Şeytanın bu vesvesesi Abdullah bin Revahaya da gelmişti. Mute savaşında gözünün önünde şehit olan komutan olan Cafer’in elinden sancağı teslim alacağı sırada, şeytan:”sen de öleceksin az sonra , Medine’deki bağlarını düşün , komutayı alma” diye vesvesesini fısıldar. Ama o mübarek sahabe şeytani telkine aldanmadı, askerlerine dönerek şöyle hitap etti:

    “Arkadaşlar şu andan itibaren Medine’deki bağlarım ve bahçelerim beytülmalIndir.”

    Der ve şeytana meydan okur: “Hadi bakalım ey iblis şimdi neyle beni kandırmak isteyeceksin” İşte geçici dünya menfaati için alçaklara baş eğmemek teslim olmamak budur. Baki bu gerçeği olanca gücü ve kuvvetiyle haykırmaktadır. Günümüzde de mevki, makam hırslarının dünyalık temin hesaplarının bu şeref ve izzetli davranışlardan uzaklaştığını ve nasıl kişilikler kaybettiklerini çokça seyretmekteyiz. İşte Allaha bağlılık ve güven ve kulluk böyle esaretleri kurtarır ve gerçek hür oluşun yani kulluğun kapısını aralar.

    Biz müttekâ-yı zerkeş-i câha dayanmazız
    Hakk’ın kemâl-i lütfunadur istinadımız

    3. İlke Biz İktidarın mevkînin, makamın altın işlemeli koltuk değneğine dayanmayız, bizim dayandığımız yer Allahü teâlânın lütfudur, ihsanıdır. Şair Baki kadılık görevinde bulunmuştur. Bu sözlerin onun dilinden dökülmesi çok manidardır. Devlet adamlarının, devlette özellikle hukuku elinde bulunduran makam sahiplerinin, yöneticilerden uzak durmasının gerekliliği yanında ilim erbabının da idarecilerden uzak durması gerektiğini hatırlatır, İmam-ı Azam Ebu Hanife. Ebu Hanifenin, Öğrencisi Ebu Yusuf’a yazdığı vasiyet vari tavsiyeleri arasında, bu uyarılar vardır. Âlim, yöneticilere yalakalık yaparsa, yönetici âlimi, kadıyı, alt birim yöneticisini istismar etmekle kalmaz onu kendi emellerine siyasi baht ve geleceğine alet eder. Burada bir kapı daha açılmaktadır. Bu, aldatmanın ve aldanmanın Allah ile yapılmasıdır. Onun için Rabbimiz Allah ile aldatılmamamız konusunda bizi uyarmıştır.

    Yezit, sevgili nebimizin güzide torunu Hüseyni katlettirdikten sonra şöyle söyler: “Onu ben değil, Allah öldürdü”Emanetlere ihanetin savunulması daha nasıl olabilirdi ki. Kaderinde ölmek olan birinin yaşaması zaten düşünülemezdi… İşte iktidarını korumak adına böylesi bir iftiraya başvurmuştur Emevi zihniyeti.

    Zühd-ü-salâha eylemeziz iltica hele
    Tutdı egerçi âlem-i kevni fesadımız

    4. İlke Biz, bütün o çok olan günahlarımız dünyayı dolduracak kadar olsa da bunlardan kaçıp kurtulmak için sığınılacak makam olarak zahit ve Salih dediğiniz o ululadığınız ve Allah ile aranıza koyduğunuz ilah makamına yükselttiğiniz maneviyat önderlerine de asla iltica etmeyiz. Ya ne yaparız : Rabbimize verdiğimiz sözü bozmayız. Din gününün sahibine rağmen sahipler edinmeyiz. Kulluk ve yardımı sadece Ondan isteyeceğimizi taahhüt edip sözümüzü bozmayız. Ancak Ona yöneliriz ki O bize yeter. . . .

    ***
    “Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.( Bakara.257)

    “Onlar mı daha güçlü, yoksa darda kalana kendisine yalvardığı zaman karşılık veren ve sıkıntıyı gideren , sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allahtan başka bir ilah mı var? Ne kadar kıt düşünüyorsunuz! “( Neml.62 )

    “Sizin için Allahtan başka dost ve yardımcı yoktur.” (Şura. 31)

    “Allahtan başka evliya edinenin durumu, ağ ören örümcek gibidir, halbuki en dayanıksız yuva örümcek yuvasıdır.” (Ankebut.41)

    “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa Salih amel işlesin Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın.” ( Kehf. 110)

    Enfal. 29- Ey iman edenler! Allah′a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırt edecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.

     

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here