OSMANLICA TÜRKÇENİN GEÇMİŞİDİR.

    73

    Etrafımızdaki olaylara farkındalık ölçüsünde bakınca düşüncemizdeki, dilimizdeki, tavrımızdaki, yetkimizdeki, gücümüzdeki farklılıkları da görebiliriz. Yenidünya şartları içersinde bazı atakların, gelişmelerin, farklılıkların bir milletin geleceği için önemli olabileceğini düşünmeliyiz. Osmanlı Türkçesinin liselerde ders olarak okutulması tartışmaları sürdürülmemeli, siyasi malzeme konusu yapılmamalı.

    Osmanlıca Arap harfleri ile yazılmış bir Türkçedir. Osmanlıca, Türklerin kullandığı bir dilin Osmanlılardaki yazım şeklidir. Bundan dolayı imparatorluk Türkiye’sinin diline, hanedana nispetle “Osmanlıca” denir ki, bu dil Türkçedir ve ‘Osmanlıca’ diye ayrı bir dil de yoktur. Osmanlıcanın kültür taşıyıcı, birleştirici, medeniyet kaynağından insanlığa örnekler sunmasına ve faydalanmasına çalışan bir fırsat olduğunu düşünmeliyiz.

    Bizler daha 70–80 yıl evvelini anlayamıyorsak, geçmişimizle irtibatımızın kesildiğindendir. Burada endişeler vardır, planlar, komplolar akla gelir. Bir Japon bin yıl evvel yazılanı anlıyorsa, ben neden 100 yıl evvel yazılanı anlamadığımı sorgulamalıyım! Kendimize sorabilmeliyiz, anlayışlar değişmezse elli-altmış yıl sonra Türkçe nereye varacak? Bir millet dilini kaybederse, kültürünü, tarihini kaybeder.

    Birçok sebeple tarihimizle, kültürümüzle, edebiyatımızla oynandı, ihtilaflar, yalan-yanlışlıklar içinde bırakıldık. Bir milleti yok etmek isteyenler geçmişiyle irtibatını kesmek isterler. Bir milletin önce dilini bozmaya çalışırlar, sonra kavram kargaşası oluşturarak dün ile bugün arasındaki irtibatı keserler, dede ile torun arasındaki bağı koparırlar, artık nesiller birbirinin dilinden anlamaz olurlar.

    Kütüphanelerimizde yüz binlerce geçmişimizle, medeniyetimiz, tarihimizle, edebiyatımızla ilgili yazma ve matbu eserlerimiz tozlu raflarda kendilerini okuyacak, araştıracak ilgilileri beklemektedir. Biz kendi tarihimizden yoksun olunca, gerçekleri öğrenmek şarkiyatçı ya da batılı ilim adamlarının insafına bırakılmıştır. Gençliğimiz, daha 70–80 yıl önce yazılan eserleri okuyup anlamaktan mahrumdurlar. Biran önce tarihimiz ile barışmalı, matbu ve yazma yüz binlerce eserimizi kütüphanelerin tozlu raflarından kurtarmalıyız.

    Bir Türk genci Ziya Paşanın “Terkibi Bentini”, Mehmet Akif’in “Safahat’ını”, Mevlana’nın “Mesnevi’sini”, tarihimizin, edebiyatımızın önemli eserlerini okurken zorlanmaktadır. Hâlbuki bir İngiliz 1600 lü yıllarda yaşayan Shakespear’in eserlerini, bir Alman 1800 yıllarda yaşayan Goethe’yi, bir Japon 1000 yıl evvel yazılan bir eseri okuyup anlıyordu. Bu durum kültürümüze vurulan bir darbedir. Tarihimiz, medeniyetimiz ile aramızdaki köprülerin uçurulmasıdır.

    Milletlerin kültür hazineleri; tarihleri, medeniyetleri dillerinde saklıdır. Türkçemiz, yaklaşık bin yılı aşkın bir kökene sahip, İmparatorluk dili olmuştur. 21.yüzyıla girdiğimiz şu günlerde elimizdeki değerlerin en önemlilerinden biri olan Türkçenin nasıl yozlaştığını hepimiz görüyoruz. Her geçen gün daha sığlaşan, bozulan dil, dağarcığımızda, kültürel, zihinsel ve düşünce dünyamızda bir kuraklığa meydan veriyor. Unutmayalım ki tarih, dilleri yok edildiğinden benliğini de kaybetmiş ve tarih sahnesinden silinmiş milletlerin ibretli öyküleriyle doludur.

    Kendi diline sahip çıkamayan ya da dilini koruyamayan milletlerin; kültürüne, değerlerine yabancı, geçmişi ile ilişki kuramayan insanlar yetiştirilmesi beklenen bir sonuçtur.
    Milletimizin ıslah olmaz düşmanları yüzyıllardır yürüttüğü yozlaştırma, çürütme politikalarıyla tarihimizle, medeniyetimizle, geçmişimizle irtibatın kesilmesini sağlamak istemişlerdir. Kopuk bir neslin yetişmesini oluşturmak, bir milleti yok etme isteyenlere karşı, bir mücadeleye; milli kültürümüzün, dilimizin yaşaması adına ilim-irfan seferberliğine, bir medeniyet hamlesine elbette ihtiyaç vardır.

    Hayatımızı, medeniyetimizi yeniden inşa edecek, bir projeyi içinde barındıracak, geçmiş Türkçemiz olan Osmanlıcadır… Aynı zamanda dil kültürün paylaşıldığının da bir göstergesidir! Bizleri tarihe taşıyacak kadar büyük dilimizi güçlendirmek ve birliğimizi yaşatmak Türk dünyası için de zarurettir. Dilde, dinde birlik ve uzlaşı; toplumsal barışı, kardeşliği ve güçlülüğü artırır. Yedi iklim dört bucaktan zamanımıza kadar ulaşan, yaşayan dilimiz, kültür birliği içersinde, kültür coğrafyasında Türkçe konuşanları bir araya getirerek yeni bir dirilişin, kardeşliğin, birlikteliğin ve değerlerin paylaşılmasına zemin hazırlayacaktır.

    Dünyanın neresinde olursak olalım kimliğimizi, Türk dilini, Türk tarih ve kültür bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeden yaşar, yaşatır ve korursak tarih, medeniyet ve insanlık nezdinde ilgi ve itibarımız da o kadar artacaktır… Tarihimize sahip çıkmak, kaynak eserlerimizi birinci elden okuyup anlamak için nasıl Osmanlıcayı öğrenmemiz gerekiyorsa, Türk coğrafyası üzerinde bulunan kardeşlerimiz ile anlaşmamız, onlar ile bir olup birlikte hareket etmemiz için Türk dünyası alfabe birliğinin biran önce sağlanması için de çalışmalar yapılmalıdır.

    Geçmişine, kendi diline hor bakanlar, geleceğe kör bakarlar! Kaşkarlı Mahmut ‘un “Türk dilini seviniz, çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük gelecekleri olacaktır.” sözü, büyük düşünür rahmetli Gaspıralı İsmail’in bütün Türk Dünyası için dilde, fikirde, işte birlik çağrısı hatırlanmalıdır… Mazinin penceresinden geleceğe umutla bakabilmenin özünde Türkçenin, Osmanlıcanın yaşatılması yatar. Ayrıca Türk Dünyası davasının sürdürülmesi, birlik ve bütünlük içinde bulunması için ortak dil kurultaylarıyla, dil birliğinin oluşturulması da bir zarurettir.
    Unutmayınız ki, Türk dilini yaşatmak bir kafa, gönül, görev işidir. Türk kültürüyle, diliyle, ecdat sevgisiyle gençlerimizi yetiştirmek medeniyete ve kültürümüze büyük hizmettir. Sahip olduğumuz dilimizi korumak, her şeyimizle kendimize sahip çıkmaktır.