Kemal Özer – Gıda Güvenliği

1057

seminer-32dcKemal Özer: “Soykırımla karşı karşıyayız!”
Çağımızın en mühim sorunlarından biri haline gelen ‘gıda´ konusunu aydınlatmak amacıyla Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı, araştırmacı-yazar Kemal Özer, Millet Derneği İstanbul Şubesi´nde “Temiz Sofralar” konulu seminer verdi. Dernek başkan yardımcısı Erkan Çıplak´ın sunumuyla başlayan ve yaklaşık bir buçuk saat süren seminere dernek mensuplarının yanında halk da yoğun ilgi gösterdi.
Gıdanın nasıl, bir silaha dönüştürüldüğünü ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi anlatmaya çalışacağını belirterek konuşmasına başlayan Kemal Özer, meseleyi anlamak için öncelikle Hz. Âdem´e kadar gitmemiz gerektiğin belirterek, Hz. Âdem´in ilk imtihanının gıda meselesi olduğunu vurguladı.
Kur´an, gıda konusunda ne diyor?
Kur´an´ı Kerim´i, baştan sona düz bir metin okuması yerine konu endeksli periyodik bir okumaya tabi tutarsak ayetlerin bizi bambaşka bir yere götürdüğünü görürüz diyen Özer, Ashab-ı Kehf ve Hz. Yusuf kıssalarından gıda konusunda dersler çıkarmamız gerektiğini söyledi: “Bu kıssalarda anlatılan şeylerin içerisine serpiştirilmiş olan kavramlara tek tek baktığımız zaman ve bunları hikayenin çok daha ötesine taşıdığımız zaman, orada inanılmaz bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Mesela Hz. Yusuf´un Mısır´daki görevi Tarım Bakanlığı´ydı. Bu kıssa, Hz. Yusuf´un oradaki kıtlıkta ve varlıktaki adaletini anlatır bize. İkinci olay ise Kehf suresindeki olay, Ashab-ı Kehf uyandığı zaman içlerinden birisi diyor ki ‘ne kadar süreden beri kaldık burada, bir gün ya da bir günden daha az´. Oysa süre üç yüz yıldan fazla. Acıktıklarında içlerinden birisi diyor ki, ‘birimiz şehre gitsin ve daha temiz olan yiyeceği getirsin´. Peki Cenab-ı Hak neden bize daha temiz vurgusunu yapıyor? Her türlü işgencelere maruz kalacaklar, ölümle yüzyüzeler ve dinlerinden döndürülecekler. Yani insanın başına gelebilecek üç tane riskle karşı karşıyalar. Buna rağmen onların söyledikleri şey daha temiz olanı. Burada Cenab-ı Hak acaba şöyle diyor olabilir mi? Size ne oluyor ki herşey elinizin altında ve bunca nimet varken onlar gibi davranmıyorsunuz. Cenab-ı Hak kuşkusuz böyle diyor. Belki de bugün algılayamadığımız çok daha ötesini söylüyor. İşte biz bu olayları okurken bugünün problemleriyle özdeşleştirerek okursak ve orada kullanılan kavramların seçilişine ve anlatmak istediklerine dikkat edersek, Kur´an´ı Kerim´in çok daha iyi anlaşılabilir olabileceği kanaatindeyim.”
Kur´an´ı Kerim, gıda söz konusu olunca, nasıl bir dili tercih ediyor?
Kur´an´da gıdanın çok defa tekrarlandığını ve konuya dair çok fazla hüküm verildiğini söyleyen Kemal Özer, Kur´an´ı Kerim´in gıda söz konusu olunca hangi dili tercih ettiğini incelememiz gerekiyor dedi: “Örnek verecek olursak Taha Suresi 81´de ‘Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin helal ve temiz olanlarından yeyin. Bu husuta azgınlık etmeyin. Yoksa gazabım üzerinize iner.´ buyrulmaktadır. Burada iki tane vurgu var birincisi ‘helal ve temiz olanlarından´. Peki, Cenab-ı Allah, neden sadece ‘helal´ demiyor da ‘temiz´ diye bir kelime ekliyor. Bu kelime de dikkat edilirse, ‘halalen tayyiben´ kelimesidir. Yani ‘tayyib´ kelimesidir. Gıda söz konusu olduğunda Kur´an´da ‘tahir´ kelimesi geçmez. Bugünkü Türkçe´de ‘temiz´ kelimesinin arapça karşılığı ‘tahir´dir. ‘Tayyib´ kelimesinin tam bir Türkçe karşılığı yok. Onun için ‘temiz´ diye kullanıyoruz. Cenab-ı Allah, ‘tayyib´le neyi kastediyor acaba? İşte bugüne kadar üstünde durmadığımız, Kur´an´ı Kerim´in gıda konusundaki en önemli hükümlerinden birisi burası. Hiçbir fıkıh, tefsir, meal kitabında karşılığını bulamazsınız. Neden bulamazsınız? Bugünkü fıkıhçıların, tefsircilerin bu kelimenin etimolojik karşılığından başlayıp, Kur´an´ın gıda konusunda çizdiği çerçevenin bütünün birlikte yorumlayarak, bunun karşılığını bulmamız lazım. Acaba burada anlatılan basit maddi kirler midir ya da bugünün endüstrisinin yaptığı gibi tarım kimyasallarının envai çeşidinin kullanarak gıdanın, toprağın, suyun kirlenmesi midir? Veya direk genetik olarak müdahele, GDO olarak bilinen, sonucu olan biyolojik kirlenmeden mi söz ediyor? Yoksa başka endüstiyel işlemler mi? Cenab-ı Allah bu söz ettiklerimizi de şu anda anlayamadığımız şeyleri de kastediyor kuşkusuz bu kelimeyle. Konumuzun dini kısmını şöyle tamamlayalım, burada iki temel problem var. Birincisi kavimlerin gıda yüzünden geçmişte helak edildiği görüyoruz. İkincisi helali sadece hayvana ve ete indirgeyen bir algımız var! Özetle, Kur´an´ı Kerim gıda söz konusu olduğunda çok az yerde ‘halalen tayyiben´ kelimesini birlikte kullanır, çok büyük kısmında ise sadece ‘tayyib´ kelimesini kullanır. O halde Kur´an´ı bütüncül olarak düşünüp, acaba Kur´an´ı Kerim neden bu kelimeyi tercih ediyoru sorgulamamız gerekiyor.”
Gıda, bir silahtır!
Kemal Özer, gıdanın aslının temiz olduğunu, fakat endüstrileşmeden sonra insan elinin gıdaya temas etmesiyle birlikte gıdanın temiz olma vasfını kaybettiğini belirterek, günümüzde gıdanın bir silaha dönüştüğünü söyledi: “1920´den 1974 yılına kadarki süreçte bunun çeşitli şekillerde itiraf edildiğini görüyoruz. Mesela Kissinger, 1974´te hazırladığı bir raporda diyor ki, ‘gıda bir silahtır, müzakere çantamızdaki araçlardan biridir´. 1940´lı yıllarda Amerika´nın ünlü politika yapıcılarının, gıdanın nasıl silah olarak kullanılabileceğine yönelik tezlerini görüyoruz. Ayrıca bizim 1945-1955 tarihleri arasında Amerika´yla imzaladığımız anlaşmaları incelediğimiz zaman, aslında tam bir müstemleke memleketi olduğumuzu görüyoruz. Amerika´nın yap dediğini yapmış, yapma dediğini yapmamışız. Bunlar çok masum şeyler aslında, şimdi uygulanan politikaların yanında.”
Soykırımla karşı karşıyayız!
Tarımsal ilaç kullanımını, aşamalarını ve sonuçlarını da irdeleyen ve tarımsal, beşeri ilacın da tohumun da aynı firmaya ait olduğunu belirten Özer, soykırımla karşı karşıya olduğumuz uyarısında bulundu: “Bugün evli çiftlerin %35´i kısırdır. Tüp bebekle ise ancak %5-6´sı çocuk sahibi olabilir. AB raporlarına göre 2050 yılında evli çiftlerin yalnızca %5´i çocuk sahibi olabilecek. Bu demektir ki soykırımla karşı karşıyayız! Bu soykırım üç şeyle gerçekleştiriliyor: aşı, tohum, ilaç. Önce aşılanacaksın, sindirim sistemi zayıflayacak, bunu ayakta tutabilmek için ilaca ihtiyacınız olacak, hayatınızı sürdürülebilmesi için yemeğe ihtiyacınız olacak, aldığınız gıdada sizi beslemeyecek yeniden ilaca ihtiyaç duyacaksınız. Bu, bir kısır döngü içinde devam edecek. Peki, siz ne yapacaksınız? Düşünmeyeceksiniz, konuşmayacaksınız veya istenileni düşüneceksiniz… Ne yapacaksınız? Çalışacaksınız ve para kazanacaksınız…”
İfsad etmeyi mi geldik imar etmeye mi?
Özer, gıda meselesinin korkunç tablosunu rakamların diliyle de anlattı: “Nüfusumuz 76 milyon. 98 milyar dolar gıda harcamamız ve 50 milyar dolar sağlık harcamamız var. Dünyada sağlık harcaması en hızlı büyüyen ülkelerden biriyiz. Sadece ilaç harcaması, 2000´lerin başında 2 milyar dolarken, bugün 20 milyar dolar. Yetişkin olan her 5 kişiden 3´ü ruhsal sorunlar yaşıyor. 20 milyon hepatit, 650 bin kanser ve uzayan bir liste. Ve biz yaşadığımızı zannediyoruz! Aslında bizim yaşadığımız hayat bitkisel hayattır. Bu konudan da çok mutluyuz. Uyan dediğimiz zaman da tepki gösteriliyor.
Acaba biz yeryüzünde ne varsa tüketmeye mi geldik? İfsad etmeyi mi geldik imar etmeye mi? Mesela Kur´an´da yiyiniz içiniz kısmında çok mahiriz ama israf etmeyiniz kısmında sağırız. 2011 yılında 125 milyon insana yetecek kadar gıda tüketilmiş ülkemizde. Kişi başına ilaç harcamamız 700 dolar. Oysa bir Filistinli yıllık 110 dolara geçiniyor, Somalili 50 dolar. Ekmek tüketimi 12,5 milyar dolar, Somali´nin GSMH´si 550 milyon dolar. Ve biz Müslümanız. Ve biz Somalili, Filistinli kadar sağlıklı değiliz.”
Emanete sahip çıkalım!
Ne yapmamız gerekiyor sorusunu soran Özer, cevabını ise şöyle verdi: “Öncelikle bunu bir problem olarak algılamalı ve çocuklarımıza bunu anlatmamız gerekiyor. Ve bunu hayatımıza geçirmemiz de. Sonra ise tohumumuza sahip çıkmalıyız. Zira tohum canlı yaşamının ana kaynağıdır. Bozulduğu zaman yeryüzü ifsad olur. Biraz öze, hakikate dönmemiz lazım! Gittiğimiz yol, yol değildir. Niye zeytinyağını, hayvanımızı bıraktık? Meselenin ruhunu kaybettik. Önce, raftan beslenmememiz gerekiyor. Ardından, mutfağımıza girip lüks olanları atıp, zaruri olanlarını tespit edip, onları nereden temiz elde edebilirizi aramamız lazım. Bu dört tane sonucu doğuracaktır: 1, daha ekonomik besleneceğiz; 2, helal ve temiz besleneceğiz; 3, tabiatı kirletmeyeceğiz; 4, gelecek nesillerin sağlığını koruyacağız. Kısacası emanete sahip çıkacağız.”
Seminerin sonunda, soruları yanıtlayan Kemal Özer şunları söyledi: “Devlet bu işi çözmez, çözmek de istemez, o irade de yoktur. Bugünkü modern devlette insanın değeri yok, ekonominin değeri vardır. Bu yüzden devletten hiçbir şey beklemiyorum, sadece gölge etmemesini istiyorum. Çünkü o devlet 2006´da çıkardığı bir kanunla, geleneksel tohumun ticareti yasaklandı.”
Seminerlerimiz alanında uzman isimlerin katılımıyla devam edecek…

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK

VER