O İMANI KAYBETTİK….!

257

Evet; o imanı kaybettik. Az biliyorduk. Okuma yazmamız azdı. Dini anlatacak kişi sayısı azdı. Ama samimiyet, ihlas, teslimiyet ve iman vardı.
Evet nereden biliyorsanız diye soracak olursanız… !
Allahuekber, Çanakkale, Galiçya, Yemen ve daha pek çok cephedeki Allah Allah diye şehit olan dedelerimizden biliyorum….!
Belki okudukları veya anladıkları kitabi metinler ellerinde yoktu… Doğru… Fakat anlatılanları dinlemiş, hücrelerine kadar inanmışlardı.
Tefsir, hadis, dini konuda okuyacakları ellerinde bugünkü gibi çok kitapları yoktu…..! Fakat bey konakları, köy odalarında okunan, camilerde vaizin anlattıkları bilgileri beyinlerine nakşeden insanlar vardı.
Kara Davut, Ahmediye, Muhammediye, Siyer ve Akaid kitapları okunur, öğrendikleri bilgileri dilden dile, gönülden gönle ulaştırır, öğrendikleriyle amel ederlerdi. Az biliyorlardı ama tam iman etmişlerdi…..!
En zor zamanlarda, düşman işgaline uğramış vatan topraklarında bile yukarıdaki kitapları okur, bir birlerini eğitir, vatan sevgisinin imandan geldiğini söyleyip dururlardı.
Onlar için fazla bilgi gerekli değildi… Ama kısa, öz bir bilgi gönüllerinde hemen yeşeriyordu.
“Allah’a, peygambere, meleklere, kitaplara, kaza ve kadere, ahiret gününe iman ettim demek” onlar için yeterliydi.
Onlar öyle iman etmişlerdi ki; cünüpken adım atmanın sakıncalı olduğu, cünüp annenin çocuğuna yıkanmadan süt emzirmeyeceği konusunda pür dikkat kesilmişlerdi. O günün insanları, bu günün anket sonuçlarının ortaya koyduğu gibi toplumun %35’i gibi cenabet gezmiyordu….!?
Onlar Elifba öğrenmenin yasaklandığı, sıkı takip edildiği yıllarda bile ahırlarda, mereklerde, kuytu yerlerde, derelerde çocuklarına Kuran okumayı öğrettiler ama bu gün bizler yeni yetişen nesle “Peygamber sevgisini” bile öğretemedik…!
Dedeler, babalar, kadınlar, erkekler birbirine karşı nasıl davranılacağını hayat haline getirdiler, fakat günümüz insanı geçmişten miras aldığı bu zenginliği hayat haline getiremedi.
Evet 60’lı, 70’li , 80’li yıllarda bir fırtına başladı. İdeolojiler kasırga gibi toplumu sağa, sola savurdu. Sel oldu, tufan oldu pek çok toplumsal değerimizi sildi, süpürdü ama 2000 sonrasını izah edecek kelime bulamadılar.
Artık kuşaklar Kara Davut’ta neymiş, Ahmediye’yi kim okuyacakmış diyerek onların yerine: Fikir babaları ne söyledi? Ne dediklerini kendilerine rehber edindiler, ama “Allah ve resulü ne demiş” ona bakmadılar bile…!
Başörtüsü tartışmaları, istediğimiz gibi oldu ama insanlar iffet yerine süsü, boyayı, cilayı yeğlediler….! Evet her şeyi planlayanların planı tıkırında işledi. İmam Hatipler çoğaldı. Kuran-ı Okuyan, anlayan , anlatan, yazan, çizen sayısı arttı ama erdem, samimiyet, ahlâk ve vicdan kayboldu.
Ancak 1960 yılındaki nenemin, dedemin, babamın, annemin hatta o günkü çocukların sahip olmaya çalıştıkları “İMANI” istiyorum. İhlası istiyorum…! Fakat göremiyorum, duyamıyorum, hissedemiyorum…! Yok yok…
Çocukluğumda ataist, deist, faşist nedir toplum bilmez ve tanımazdı. Allaha ve Resulüne öyle bir iman vardı ki onun tarifi bile yok. Peki ya şimdi… Ne yazık ki onlardan eser yok….
Emin olun ben bir zamanlar Erzurumun içki içen , Ramazan geldiğinde Kırk Çeşme Hamamı’na gidip yıkanan, sonra tövbe edip, lacivert takım elbise, beyaz gömlek, rugan ayakkabı giyen, beyaz çorap giyip, beyaz tekke örten, Şeyhler Camiinde Naim Hocanın vaazlarını can kulağıyla dinleyen o sarhoş insanları arıyorum.
Televizyonlarda din anlatanları, dini siyasete alet edenleri, kendi cemaatini öne çıkaranları, kendi tarikatını yüceltenleri değil samimi inanmış sade insanları istiyorum.