FEMİNİZME DİKKAT! AİLE KURUMU TEHDİT ALTINDA

24

Sosyal hayatın temeli, toplumsal varlığın teminatı, milleti ayakta tutan kurum olarak görülen aile,  insanın onuruyla yaşamasını istemeyen çevrelerin boy hedefi oldu. Hayatı, kendinden başkasına layık görmeyen küresel egemen ideoloji, her çağda insanın insanın kurdu olmuştur, olmaya da devam etmektedir.  “İnsanı yücelt ki devlet yaşasın” diyen devlet felsemizin köküne kibrit suyu döken bu ideoloji, bizi yok etmenin yolu olarak, varlığımızın teminatı aile kurumunu hedefine koymuş bulunuyor. “Yine bazı şer odakları yeni oyunlar peşinde.  Planlı yapılmış gibi görünen hayvanlara eziyet, tecavüzler ve çocuk ölümleri üzerinden meclis üzerinde baskı oluşturarak zaten ağır aksak giden adalet sistemini tümden yıkmak istiyorlar.” (1)

İnsana sahip çıkmayı hastane, yol, köprü ve adliye sarayı yapmaktan ibaret zanneden yönetim anlayışı, salgın ve sapık ideolojiler karşısında toplumun varlık ve bekasını temin edecek karşı tezi sunması gerekirken, yılana sarılmayı tercih etmektedir. Hep kaostan beslenen emperyalizm, oluşturduğu prestijli kurumlar aracılığıyla mazlum milletlerin başına çorap örerken ve yöneticilerini de kendine aşık etmeyi başarmıştır.

Avrupa Birliği projesi de bu kurumların başında gelektedir. Altmış yıldır kapısını aşındırdığımız, son çeyrek yüzyılda eteğine yapıştığımız bu haçlı kulübü, bize; “Bugün git yarın gel” demekten bıkmamıştır. Hele uyum adına yapılan  bir “İstanbul Sözleşmesi” var ki adeta aile kurumunun ocağına incir ağacı dikmiştir. Aile uzmanı Sema Maraşlı’nın deyimiyle “bu ülkede zulümler kanunlar aracılığıyla yapılır olmuştur.” Bu sözleşmenin ürünü 6284 sayılı yasa ise bırakın kadına yönelik suçları önlemeyi, adeta suça teşvik etmiştir. Bu yasadan önce yılda 125 olan kadın cinayeti 409’a yükselmiş, o günden bugüne evden uzaklaştırılan erkek sayısı ise 150 binlere ulaşmıştır. Dile kolay… Çünkü feminist ideoloji böyle istiyordu. Kadın bahane edilerek aile yıkılacak, bu köhnemiş(!) kurum tarihin çöplüğüne atılacaktı. Böylece küresel emperyalizm bir ayakbağından daha kurtulmuş olacaktı.

Kimdir bu feministler nereden güç alırlar da ortalığı ayağa kaldırır, hükümetleri etkisi altında alır, yargıyı kendine mahkum eder. 19. Yüzyılda Fransada konuşulmaya başlayan ve toplumsal cinsiyet ayrıcılığına tepki olarak ortaya çıkan Feminizm, yani kadın ve erkek arasında mutlak eşitliği öneren bir batıl(ı) ideolojidir. Kadının yanında durup onu erkeğin zulmüne karşı koruduğunu iddia eder.  Böyle bir anlayış kadına yapılan ayrımcılığa karşı çıkarken, başka ayrımcılığın öncülüğünü yapıyor. Halbuki erkek ve kadın her ikisi de insan yani inanan, düşünen, alet üreten ve bu sebeple doğaya hükmeden… Nasıl oluyor da iki cinsiyet birbirinin kurdu olabiliyor ve dünyayı yaşanmaz hale getirebiliyor? Kimdir onu yoldan çıkaran, kendi gerçeğinden koparan? Sıcak yuvasını yıkan ve mutluluğuna kurşun sıkan.

Aile kurumuna yönelik yaptığı operasyonlar sebebiyle cemiyet hayatımızda nadiren yaşanan boşanma olayı artık vaka-i adiyeden olmuştur. Bu sebeple devlet, adliye sarayı, hastane ve hapishane yetiştirememektedir. Anti deprasan ilaçları ruh sağlığı bozulmuş kadınların en yakın dostu olmuştur. Bir zamanlar toplum hayaında adı bile geçmeyen boşanma olayı, nasıl oldu da sıradan bir hadise haline gelebildi? Elbette bir sosyal problemi tek sebebe dayandırmak mümkün değildir. Ama bu konudaki en güçlü etki “kadını güçlendirmek” adına bütün dünyanın aklını çelen feminist ideoloji, haklı bir gerekçeyle haksızlık üreten sosyal bir bataklığa dönüşmüştür.

Hak deyince akan sular dururmuş. Uluslar arası güçleri de arkasına alarak medyayı da kendine ram eden feminizm, kadının hakkını aramak ya da korumak bahanesiyle aileyi örselemiş, insanların fedakarlık, ve katlanma duygularını zedelemiştir. Hak namına haksızlığa sebep olmuş, medeniyetimizin mayasını bozmuştur. Yaptığı algı operasyonlarıyla hastalıklı tercihlerin toplum nezdinde kanıksanmasına çalışmıştır. Kanaat duygusunu insanın kalbinden çekip alan kapitalizm, topluma pompaladığı tüketim çılgınlığı sebebiyle herkesin beş gün çalıştığını iki günde elinden almış, dolaylı olarak insanlığı tüketen köleler haine getirmiştir. Bu nedenle maddiyata ulaşamamak en önemli boşanma sebebi olmuştur. Yıkılan yuva, parçalanan aile ve ardından bir dizi sorun. Toplumsal cinsiyetin kadının aleyhine işlediğini ileri süren modern batılı anlayışı temsil eden Feminizm, insana bütüncül olarak bakmak yerine yalnızca kadının yanında olarak kadın merkezli toplumsal bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Feminizm, değerlerinden soyutlanmış “değersiz toplum” hedefine adım adım yaklaşırken, nice muhafazakarı ve mütedeyyini de kendi safına çekmeyi başarmıştır. Yoksa nerden çıkacaktı İslamcı feminizm lakırdısı. Herşeyi pazarlayan kapitalizmin cilalı yüzü modernizm, değerlerimizin içini boşaltırken, yerli ve millici olduklarını aiddia edenler, varlık ve bekamızın tehlikede olduğundan dem vurarak sürekli olarak halkı yanlarında tutmanın hesaplarını yapmaktadır. Ancak kalpleri ve zihinleri işgal eden, toplumun kimyasını bozan saldırılar karşısında fikir üretemeyenler, milletin kurtarıcısı değil ruhuna “Fatiha” okuyucusu olurlar.