“DOĞU TÜRKİSTAN’IN STRATEJİK ÖNEMİ” SEMİNERİ…

432

Doğu Türkistan konusunda farkındalık oluşturmak ve zulme bir nebze de olsa kulak verebilmek amacıyla Millet Derneği İstanbul Şubesi’nde, Avrasya Türk Dernekler Federasyonu Başkanı ve Doğu Türkistan Sürgündeki Hükümet Başbakanı İsmail Cengiz’in konuşmacı olarak katıldığı “Doğu Türkistan’ın Stratejik Önemi” konulu seminer düzenlendi.

Bu ocakta, birbirine yüksek sesle kitaplar okuyarak yetişmiş talebelerden birisi olduğunu ifade eden İsmail Cengiz, Doğu Türkistan’ın 300 yıldır süren bağımsızlık mücadelelerinin kısa tarihini anlatarak konuşmasına başladı:

“Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle bezeli, o şuuru almış 3 milyona yakın kardeşimiz kamplarda zulümlere reva görülmektedir. Doğu Türkistan yaklaşık 300 yıldır süre gelen Çin’in baskı ve zulmü altında bulunmaktadır. 1750’li yıllardan itibaren Çin’in bu bölgeye yönelik emperyalist, sömürgeci baskıları başlamış oluyor. Bu bölgede oradaki soydaşlarımız üç defa bağımsızlıklarını elde ediyor ve devlet kuruyorlar. İlk olarak, 1863 -1876 yıllarında, Yakuphan Bedevlet liderliğinde Kaşgar merkez olmak üzere Kaşgarlı Hanlığı kuruluyor. Bu hanlık Sultan Abdülaziz döneminde Osmanlı Devleti’ne tabi oluyor ve sikkeler de basılıyor. Yani Osmanlı’ya tabi olmuş bir hanlıktan bahsediyoruz. Bu hanlığın 1876 yılında yıkılmasından sonra, 1933 yılında halk tekrar isyan ediyor ve isyan sonucunda Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruluyor. Bugünkü Doğu Türkistan bayrağı, bu cumhuriyetin bayrağı olarak semaya çekiliyor. İngiliz ve Rusların da devreye girmesi sonucunda bu cumhuriyetimiz de uzun yaşamıyor ve 1934 yılında yıkılıyor. 1937’ye kadar bir kargaşa ortamı devam ediyor ve sonrasında tekrar Çin zulmü başlıyor. Bu baskıların yoğunlaşmasıyla birlikte, 1944 yılında, Osman Batur Han’ın başlatmış olduğu ayaklanmayla bu defa Gulca’da üçüncü bağımsız Türk devleti kuruluyor. Doğu Türkistan Cumhuriyeti… Bu devlet ise 1949 yılında yıkılıyor. 1949 yılından bu yana, bu topraklar 70 yıldır Çin işgali altındadır.”

Cengiz, Çin’in bir yandan bölgeye planlı olarak Çinli göçmenleri sevk ederek, diğer taraftan da baskı ve yasaklarla bölgedeki 30 milyon halkı eritme ve asimile etme politikalarından bahsederek sözlerine devam etti:

“Bahsedilen bölge 1,8 milyon kilometrekare, Türkiye’nin 2,5 katı, genişliğinde bir bölgedir. Dolayısıyla bölge 100-150 milyon insanın rahatlıkla yaşayabileceği bir alana sahiptir. Çinli göçmenlerin bölgeye yerleşmesiyle birlikte, sorunlar başlıyor. Çünkü örf-adetleri, inancı başka bir topluluk mahallene gelerek seni bir abluka altına alıyor ve kendi inançlarıyla seni de yaşamaya zorluyorlar. İkinci sorun, doğum kontrolüdür. Kota fazlası hamilelikler zorunlu kürtaja tabidir. Diğer bir sorun seyahat kısıtlamasıdır. Bir bölgeden başka bir bölgeye gitmek isterseniz bağlı bulunduğunuz mahalle muhtarına veya bölgenin komünist parti temsilcisine bildirmelisiniz ki ancak bu şekilde seyahat edebilesiniz. Yollarda sürekli kontroller de yapılmaktadır. Seyahat kısıtlamasıyla amaçlanan, insanları belli bir bölge içerisinde abluka altında tutmaktır. Bütün Çin genelinde var olan iletişim kısıtlaması da uygulanmaktadır. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları kullanmak yasak. Telefon konuşmaları merkezi sistemle kontrol ediliyor. Dolayısıyla Çin devleti aleyhine veya dini-milli içerikli konuşma yapılması durumunda tespit ediliyor, işlem başlatılıyor. Bir diğer sorun, yargısız infazlar. Gece yarısı sizi evinizden alabilirler, dini-milli sembolleri evinizde veya üzerinizde gördüklerinde müdahale edip yargısız infaza uğratabiliyorlar. Bu tip durumlarda, uzun tutukluluk süreleri ve hukuki haklardan mahrumiyet uygulanmaktadır. Organ ticareti de yapılmaktadır. Özellikle hapishanelerde ve kırsal kesimlerde bu vakalar çokça görülüyor. Bu sorun da Çin genelinde bulunmaktadır. Çünkü Çin’de insanın bir değeri yok.  Uyuşturucu sorunu da var.  Uyuşturucu kullanmak ve satmak Çin genelinde suçtur. Örgütlü şekilde yapılıyor ise cezası idamdır. Fakat Doğu Türkistan’da tam aksine uyuşturucu kullanımı teşvik edilmektedir. Oradaki halkın uyuşturucu ve alkol gibi alışkanlıklara bağımlı hale gelmesi, asimile olması istenmektedir. Oradaki insanlar içsin yesin, eğlensin başka bir şey yapmasın, düşünmesin isteniyor.

Çinli göçmenlerin bölgeye yerleşmesinden sonra, farklı kültürlerin bir araya gelmesinden etnik bir çatışma meydana gelmektedir. Hakaret, aşağılama, hor görme gibi baskılara uğranılmaktadır. Bölgede yaşayan Türklerin, kendi bölgeleri dışında herhangi bir yıldızlı otelde kalması dahi mümkün değildir. Eşitsizlik ve adaletsizlik bir başka sorun. Çok zengin bir bölge, fakat bölge insanının işe yerleştirilme oranı %5’in altında. Öncelik Çin nüfusuna aittir. En büyük sorunlardan birisi ise dini baskılardır. Urumçi vakası gibi bütün bu olayların temeline baktığımızda dini inançlara yönelik baskılar görülür. Eğitimde de kısıtlamalar yapılmaktadır. Kendi dillerinde bölge halkının eğitim öğretim alma hakkı yoktur. Tamamıyla Çince eğitim söz konusudur.”

“Bir Kuşak, Bir Yol” ve “Kardeş Aile” projeleriyle birlikte Çin’in baskı politikalarının ikinci aşamasına geçtiğini belirten Cengiz, sözlerine şöyle devam etti:

“İşte bu temel sorunlar, 67 yıldır Çin tarafından uygulanmaktadır. Ama Çin, Doğu Türkistan bölgesinde istediği hâkimiyeti kuramayınca, “Bir Kuşak, Bir Yol” projesini ortaya çıkarttı. Yani bölge halkından kurtulmak amacıyla onlara “ya bana tabi hale geleceksiniz ya da yok olacaksınız” dedi. Bu çerçevede insanlarımızı kamplara sevk etmeye başladılar. Kampın dışında kalan insanların evine ise bir Çinli aile yerleştiriyor. Buna “kardeş aile” projesi adı veriliyor. Kamp dışında kalan 4-11 yaş bütün çocukları da çocuk bahçelerinde topluyor. Sabahtan akşama bu çocuklar Çin örf-adetleriyle eğitiliyor. Eve döndüklerinde ailesinin davranışlarını reddeden çocuklar haline getirilmeye çalışılıyorlar.”

“Peki, niçin Çin, Doğu Türkistan’la bu kadar uğraşıyor?” sorusunu soran İsmail Cengiz, bölgenin askeri, siyasi ve ekonomik temelde önemini anlattı:

“Haritaya bakıldığında görülecektir ki Doğu Türkistan, Asya’nın kalbi durumundadır. İkinci husus Çin’in karadan batıya açılan tek kapısı Doğu Türkistan’dır. Üç, Türk dünyasının Asya’daki en son sınır ülkesidir. Dördüncü olarak İslâm dünyasının uzak doğudaki en önemli merkezlerinden birisidir. Bir diğeri de Hindistan’la Çin arasında tampon bölge görevi görmektedir. Askeri açıdan ise güneyinde Himalaya dağlarıyla kaplıdır. Afganistan’dan Tibet’e kadar… Kuzeyde tanrı dağları vardır. Bunların ortasında Taklamakan Çölü vardır. Bu çölün altında doğalgaz ve petrol rezervi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu iki dağın ortasında bulunan bölge, Çin için doğal bir savunma hattıdır.

Siyasi açıdan bölge bizim için ne ifade eder? Türklerin anayurdudur. Türkiye, Özbekistan ve Azerbaycan’dan sonra en kalabalık nüfusa sahip bölgedir. Üçüncü olarak doğal stratejik konumundan dolayı, bütün Türkistan cumhuriyetlerinin sigortası konumundadır. Çünkü bir set oluşturmaktadır. Çin Doğu Türkistan’daki halkı yok ederse,  tehlike Kazakistan gibi diğer Türk cumhuriyetlerine ulaşacaktır ki Çin, 1,5 milyarlık nüfusunu yeni bakir topraklara sevk etme planını uygulasın. Kazakistan’daki petrol rezervlerinin %55’ini Çin satın almıştır. Yani, Kazakistan hükümeti gelecek 30 yılını Çin’e borçlanmıştır, Kırgızistan da aynı şekilde. Burada Doğu Türkistan’ın bir başka önemi ortaya çıkıyor. Uzak doğu ile batı coğrafyası arasında köprü vazifesi görmektedir.

Ekonomik açıdan ne önemi var? Problemin esas noktası burasıdır. Doğu Türkistan ciddi bir enerji koridorunun üzerindedir. Bütün buradaki satın almış olduğu petrol ve doğal gaz kaynaklarını ve diğer kömür gibi kaynakları Çin’e taşıyabilmek için geçebileceği yol Doğu Türkistan’dır. Çin genelinde 177 çeşit maden bulunmaktadır. Bu madenlerin 138’i Doğu Türkistan bölgesinden elde ediliyor. En önemli 10 maden de burada: kömür, volfram, krom, altın, petrol, doğalgaz…”

Bütün bu hususların, Doğu Türkistan bölgesinin Çin için vazgeçilmez bir bölge olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Cengiz, Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını nasıl kazanabileceğine dair öngörüleriyle sözlerini sonlandırdı:

“Peki, nasıl olacak da Doğu Türkistan bağımsızlığını elde edecek? Çin’in parçalanması ihtimali önemli bir sebep ve unsur olabilir. Bu nasıl olacak? Çinin temelini oluşturan sistem, sosyalist sistemdir, fakat uygulamada liberal ekonomik sistem vardır. Liberal ve sosyalist sistem bir arada yürüyor. Parayı kazanan kesim sosyalist ideolojiden uzaklaşıyor. Zamanla oluşan ekonomik ve sosyal dengesizliğin Çin’i parçalama potansiyeli var. Bu parçalanma gerçekleşirse Doğu Türkistan özgür olur mu? Zengin kaynaklarından dolayı, oluşacak yeni Çin iktidarlarının da Doğu Türkistan’dan vazgeçeceğini düşünmüyorum. Esas alternatif ise Türk cumhuriyetlerinin birlik içerisinde olmasıdır.”