BU ADAM NE DİYOR?

69

Bir vesile ile seyahatte idim. Akşam namazını bir camide kıldım. Suriyelilerin sayılarının artmaya başladığı bir dönemdi. Akşam namazı için kaamet getirildi. Fakat o da ne? Namazın tam başlayacağı sırada, imamın arkasındaki adam anlaşılmaz bir şeyler tekrarlayıp duruyor yüksek sesle. O tarafa dikkatle bakarak adamın dediklerini anlamaya çalışıyorum. Hiç bir şey anlamıyorum. Namaz başlıyor. Farz, sünnet kılınıyor. Tesbih ve duanın ardından Haşr Suresinin son iki ayeti (Hüvallahüllezi) okunuyor. Hemen çıkmak için kapıya yöneliyorum. Fakat o da ne? Farza başlayacağımızdaki gürültüler tekrar yükseliyor. Ben, hocanın olaya müdahale edeceğini düşünerek bir kenarda bekliyorum. Fakat tartışma, gürültü var, hocanın müdahalesi yok. Anlıyorum ki; hoca yok. Namazı kıldıran, cemaatten birisi.

Olaya müdahale etmem, artık “vacip” oluyor. Tam olay mahalline varıyorum. “Neler oluyor burada, sorun nedir?” diyorum. Gürültünün kaynağı adam, sonradan Suriyeli olduğunu anladığım adama durmadan yüksek sesle bir şeyler söyleyip duruyor. Sonra anlıyorum ki söylediği şu: “Namaz olmaz, namaz olmaz…”

Adama soruyorum: “Ne olmaz, neden olmaz?”

Adam, beni kaale bile almıyor. Etrafıma bakıyorum; etrafımdakiler sadece bakınıyor. Sonra anlıyorum ki; adam, Suriyeli vatandaşa, ayağı çorapsız olduğu için namazının olmadığını söylüyor.

Suriyeli, konuşulanlardan bir şey anlamış değil. Konuşanın ortalığı velveleye verir şekildeki konuşmalarından biraz da tırsmış gibi. Velveleciye, söylediklerinin doğru olmadığını söylüyorum. Beni pek ciddiye almıyor.

Tavrımı koyuyorum: “Arkadaş, bak ben hocayım ve bu konu senin dediğin gibi değil. Camiye çorapla gelmemelisin, diyebilirsin. Ama çorapsız namaz olmaz, diyemezsin. Hatta Hanefi Mezhebinde, ayakların yere temas etmesi bakımından, erkeklerin çorapsız olmaları uygun bile görülmüştür. Bu adamı böyle tedirgin etmenin ne âlemi var?” şeklindeki çıkışım karşısında muhatabım biraz geri adım atmaya mecbur kalıyor.

Kapıya yöneldiğimde, gözlerim Suriyeliyi aradı; o, olanlardan bir şey anlamamış, şaşkın halde etrafına bakınıyordu. “Salat, sahih. Tamam.” diyerek onu teskin etmeye çalıştım. Onunla konuşmam, onu cesaretlendirmişti. Bana verdiği karşılık şu oldu: “Bu adam ne diyor?”Bin bir denklemin çıkmazında bocalayan Suriyeli, farkında olarak veya olmayarak, velvelecinin şahsında belki de koca bir coğrafyaya, ya da insanlık camiasına en anlamlı soruyu soruyordu.

Öğrendiği çat pat Türkçe ile aslında en can alıcı soruyu soruyordu: Bu adam, ne diyor?

Cevabı zor, ama verildiği oranda çıkış yollarını içinde barındıran soru: Bu adam, ne diyor?

Bu adam, ne diyor?