ACI GERÇEKLERİMİZ!

Ülkemizi mevcut şartlara getiren gerçekler neler?  Kitleler olayları, akıl ve dünya gerçeğiyle değerlen­dirmedi. Ekrandaki baskın pozları önemsediler.  Olmamış zafer sarhoşluğuyla alkış tuttular. Farklı düşünen na­muslu insanların meramını merak bile etmediler. Ayrıştırıcı ve düşman addedici yaftalarla kendi dışında kalanları, yok saydılar. Kendilerinden öncekiler gibi yanlışların üstünü örttüler ve sonrasında yanlışı doğru diye pazarladılar.

Yollar tıkandı. Çoğunluğu bir yolla elde edenler, iktidar sarhoşluğu ile mensuplarını esir aldı, görmez-duymaz yaptı. Akıl ve vicdan güme gitti.  Böylece tarihi ve geleneği olan, ama sorunları da olan devletimiz, ih­tirasların keyfiliklerin azgın bir bineği haline geldi.

Bütün ülkelere yönelik küresel hesaplara rağmen yangına körükle gittiler. Bu ga­rip gidişin seyrinden rahatsız olanlar ve akledenler hep ıstırap çekti. Güç olmaya namzet fikirler, devletini kavi bir akıl eşyası haline getirecekler, toplumun asla gündemine getiril­medi. Böylece “idealler ve özlemler” ehliyetin refakatinde halkın kılavuzu olamadı.

Milletimizi uyandırmanın fedakârlığını sergileyenlerin, elini kolunu bağlayan bir hücum faslı hızlandı. Gerilimli si­yaset, Ilımlı İslam menşeli ucube dindarlıkla, kapitale teslim milliyetçilikle, üretimsiz sanal ticaretin sahte zenginleriyle donanmış, tozu dumana banmış bir panayıra döndü, ülke­ler ve ülkemiz.

Bu sahte piyasaların gücü beylik laflarla çok kabardı. Milletin savunulmasının, Türkiye’nin temel ve değişmez politikasının ana meselesi” olduğu unutuldu. Günlük ve an­lık kararlar uçuşurken, ne oluyor?” sorusuna cevap buluna­madı! Ama vitrinlere hep hoşlanılan ama gerçeği olmayan şeyler konuldu.

Bugün, “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak…” diyebilen gönül erlerine akıl fedailerine ihtiyaç vardır.

Şahıs hayranlığından kuvvet alan siyasi tercihler, koşul­suz ve sorgusuz bağlılığı esas alır.  İrade hürriyetinin büsbütün azalmasına sebep olur. Kendine özgülük ve özgünlük mühim bir meseledir. İnsanın emeği ve yüreği verimsiz çorak toprak yığınına dönüşmemelidir.   Firavunun çağrısı şahsına, Musa Aleyhisselamın çağrısı ise yalnızca Hakkın yasasına ve onun ebedi davasınadır.

Siyasi ahlaktan nasibi olmayanlar evvela irade haysiyeti­ni sonra fikir ve kanaat hürriyetini ortadan kaldırmak ister­ler. Ruhi dengesizliklerin siyasi ahlaksızlığı yaygınlaştırdığı da bilinen bir gerçektir.

Nefsi istekleri doğrultusunda alkışlanmak ihtiyacı duyanlar için yükselen yaşa var ol seslerinin değeri paha biçilmezdir.

Oysa hiçbir nitelikli dava adamı şakşakçılıktan hazzetmez.  O, yalnızca adanmışlığın cezbesiyle dosdoğru bir siyasi zeminde kendinden geçer.  Hakikati koşulsuz yaşamaya ve onu en sade, samimi bir şe­kilde anlatmaya gayret eder.

Böyle yapan var mı? Var. Görevimiz;  tüm engellemelere rağmen 50 yıldan beri yurdun dört bir köşesinde yankılanan ”Milletim Uyan! Yeniden Milli Mücadele!” çağrısında bulunan insanların sesini duymak,  gerçekleri görmek, Hakk’kın ve haklının yanında yer almaktır.

Milletimizin ve yöneticilerimizin uyanması basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyon sahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…   ( Kaynak: Yeniden Milli Mücadele Sayı 590)

SHARE

YORUM YOK

VER