TANZİMAT DEVAM MI EDİYOR?

TANZİMAT DEVAM MI EDİYOR?

BAŞÖRTÜSÜ VE ANDIMIZ

Ülkemizde anormalliklerin olağan hale gelmeye başlamasının üzerinden çok zaman geçti. Kanıksanan, kanıksatılan anormallikleri saysak ciltlere sığmaz. Bunun son örneği demeyelim, çünkü biz bunu konuşurken başkaları yürürlüğe girmiş, devreye konulmuş olabilir, örneklerinden birisi andımız konusudur.

Andımız, 23 Nisan 1933 yılından beri ilkokullarda okutulan ve 1972 ve 1997 tarihlerinde kısmi değişikliklerle okunmaya devam edilen bir metin.  8 Ekim 2013 tarihli bir yönetmelik değişikliği ile kaldırılmasına hükmedilmiş. Türk Eğitim Sen konuyu mahkemeye intikal ettirmiş ve sonunda Danıştay 8. Dairesi, andımızın kaldırılma kararının durdurulmasına hükmetti. Süreç devam ediyor.

Andımızda Neler Var?

Andımız metni tümüyle şu:

“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey büyük Atatürk, açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene.”

Metin bu. Bu metin, kendisini bu toprakların sahibi ve varisi sayan insanların duygularını terennüm eden bir metindir. İçeriğimde şurası şöyle olsa daha iyi olur diyebileceğimiz kısımlar olabilir. Nitekim 1972 ve 1997 yıllarında değişiklikler yapılmış. Ama devletimiz ve milletimiz türlü sorunlarla boğuşurken andımız konusunun mahkemelik olması, tartışma konusu yapılması; ancak düşmanlarımızı kıs kıs güldüren isim koymakta zorlandığımız bir olay olur.

Tanzimat Devam Mı Ediyor?

Tanzimat, kendimizi inkâr ve küçümseme tarihimizin en önemli adımıdır. Türk halkı Tanzimatı tek cümleyle özetlemişti: “Gâvura gâvur denmeyecek.”

Aslında süreç devam ediyor. Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında aynı istikamette adımlar atılmaya devam edildi. Gümrük Birliği’ni imzalamakla tasmayı kabullenmiş olduk. O yetmedi; şimdi Avrupa Birliği kapısında beklemeye devam ediyoruz. Belki bu andımız hikâyesi de o kapıda bekletilmenin bir parçasıdır.

İşin aslı şudur: Kimliksizleştirme/soysuzlaştırma serüveni devam ediyor. Tanzimat’la gâvura gâvur demeyeceğimiz kayıt altına alındı. Anap’lı yıllarda ve takip eden yıllarda tarih kitaplarından kin ve düşmanlık duygularını uyandıran ifadelerin çıkarılması söz konusu oldu. Bunun doğal bir sonucu olarak kitaplardan Yunan mezalimi, Ermeni mezalimi, Haçlı vahşetini çağrıştıran ifadeler “temizlendi”.

Bu kaçıncı adımdır bilinmez ama bir adımdır; sırada Türk’e Türk denilmemesi var. Bulgaristan’daki Todor Jivkov da bunu yapmak istemişti; Türk kelimesini silmek. Yunanistan bunu yapıyor. Çin Komünist Partisi’nin Müslüman Uygur Türklerine yaptıklarını duymayan var mı? Ya duyan? Ecdadımızın çekildiği coğrafyada adım adım yapılan Türk adının silinmesinden başka nedir?

Kimlik kartlarından dini kısmını kaldır. Bir zaman sonra içinde Türk geçen andımızı kaldır. Bunlar, birbirinin devamı olan dizinin parçalarıdır.

Tek millet.

-Hangi millet?

-Tıs.

Sen kimsin?

-İnsanım.

-Adın ne?

-Tıs.

“Sağ” veya “sol” iktidarlar önemli değildir. Önemli olan sürecin devam ettirilmesidir. Sürecin bir kısmı A iktidarına, bir kısmı B iktidarına yaptırılır, ama yaptırılır; olay budur.

Başörtüsü Ve Andımız

İnsanların farklı yaklaşımlara sahip olması normaldir. Ancak dayatmak, bir bağnazlık örneğidir. Türkiye, bir başörtüsü zulmü yaşamıştı. O zamanlar başörtü yasağını dikte edenler, ilkel bir tarzda; “Siz müslümansınız da başörtüsü takmayanlar değil mi?” tarzı bir saldırıda bulunuyorlardı. Bugün andımız yasağını savunanlar arasında benzer yaklaşımlar sergileyenler bulunmaktadır. Her dönem boru öttüren bir kalem, bakın ne diyor:

“İlkokullarda okutulan andımız metni, cuntacıların milleti bölme zihniyetinin ürünü, militarist, ırkçı, tam bir vesayet dayatmasıdır.”

Bir andımız metnini, bir de bu yaklaşımı bir kez daha okuyun isterseniz. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Küçüklerimi sevmek, büyüklerimi saymak. Yurdumu, milletimi sevmek.  İlkem, ülküm… “ diyor birisi. Öbürü şöyle diyor:

“İlkokullarda okutulan andımız metni, cuntacıların milleti bölme ürünü, militarist, ırkçı, tam bir vesayet dayatmasıdır.”

İşin en garibi “Türk yargısı” papazı bırakırsa adil, andımızı bırakırsa “kalıntı ve vesayetçi”. Bu sürecin kilometre taşlarında “Türk yargısı”ndaki “Türk”ün ve “yargı”nın kaldırılması da vardır. Sıradakileri saymaya gerek var mı?

Son Söz

Ne ırkçıyız, ne kimliksiz, ne de kör.

Bilge Başbuğ Edibali’den bir pasaj ile noktalayalım:

“Türkiye’nin kurucusu Türk milletidir. Türk Milleti kavramını istesen de istemesen de kabul edeceksin. Bir mülkiyetin geçerliliği için tapu önemlidir. Üzerinde kim yaşıyor olursa olsun fark etmez, tapu kiminse sahibi odur. Türkiye’nin tapusu Türk Milletine aittir.”

SHARE

YORUM YOK