ŞİİR DALINDA İKİNCİ OLAN ESER

Şiirde vasl ve med unsurları kullanılmıştır…

Allâh barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir…(Sûre-i Yûnus,25)

                                    KUBBE-İ KÜBRÂ’DAN YANSIYAN RUBÂÎLER

 

İLK YANKI

Mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûl

Nûr şarkısı kuşlarla donanmış sesi var
Sâkîleri sâf mey dağıtan kâsesi var
Bir dest-i kerim sildiği ân gözyaşını
Gökkubede billur gibi âvîzesi var

Esmiş Hira’dan hurmaların hür kokusu
Ervâhı saran şalla karılmış dokusu
Âfâka bakanlar görecek yağmurunu
Göklerden akan hızla Malazgirte o su

Bir yol gümüş altın ve ışıklarla dolu
Yüzlerce hayâletle berâber bu yolu
Gittiydik asırlarca mehâbetle bugün
Bir kervan uzar parlayarak sağ ve solu

Bir bahçe ezel bahçesi nar,elma ve muz
Kays’ın çağının yankısı çöllerde susuz
Arzın dili çatlardı kuraklıkta bütün
Nemlendi o yağmurla dudaklardaki tuz

Bir velvele hâlinde uğuldar derine
Milyonla uzak yeryüzünün her yerine
Nûruyla yeşerten bu seher bir çınarı
Sâhir bir ozan şimdi yazar defterine

 

SEHER RENGİ

Mef’ûlü mefâ’ilün mefâ’îlü fe’û

Sâgardı kadeh kadeh sunan kubbelere

Kevser suyu taştığında asmâna,yere

Bir bahçe hayâl edin Haleb ufkuna dek

Bülbüller öter ve güller açmış sehere

 

Dünyâmızı toplamış asırlarca iyi
Tekbîri alan dudakların söylemeyi
En bildiği bestedir barış velvelesi
Hâlâ donatır vatanda her bir tepeyi

 

Mor,pembe bulutların cömert,kutlu eli

Peygamber’in ufku ufkum olsun demeli

Dünyâya ışık dağıttığımız huzmelerin

Aksinde parıldayandı Bektâş-ı Veli

 

Göklerde melek semâ semâ mey soluyor

Berrak,duru,sâf,ışıklı bir şey soluyor

Dindirmeye gökyüzünde her gözyaşını

Âteşli,ılık nefes nefes ney soluyor

 

Gök mâvi,çiçek turuncu,buğday sarışın

Menzîli ebed olanla rûhen karışın

Bir duyguyu geçmişinden aydınlığa çek

Çek yirmi birinci asrı olsun barışın

 

 

İREM BAHÇESİ GİBİ

Mef’ûlü mefâ’îlü mefâîlün fâ

Toprakta açan hikmet-i Mevlânâdır
Bin türlü çiçek hasret-i Mevlânâdır
Tüm insanı lezzetle asırlarca yaşar
Tek sulhe misâl hazret-i Mevlânâdır

Bir kutlu meşâleydi Semerkand,Belh’i
Bursaydı çınar eyleyen engin şeyhi
Bir başka kalem yazdı büyük esrârı
Bin yılları var bitmedi hâlâ şerhi

Îsâ-nefes üflerdi meğer dem-â-dem
Havvâ ile toprakta kavuşmuş âdem
Tek bir kuşu incitmeyen ermişler der:
-Zeytin ve bir ekmekle yeter seccâdem.

Gül tenli kadehler geliyor arkandan
Neyzenleri neyler dağıtır fırkandan
Dervîş Buhârâda buharlaşmıştır
Söndür onu söndür çekilip hırkandan

Herkes de bilir”söyle hayır yâhûd sus”
Zindân değil Yûsuf’a yalnız mahsus
Bir inciden ibrikte süzüp dünyâyı
Gül yurdu yapan sırrına ermiş Yûnus

 

 

HER VEDÂ MERHABÂDIR

Mef’ûlü mefâ’ilün mefâ’îlün fâ’

 

Baktın mı bu ufka sırra mutlak erdin

Nîsân tasıyla kırbalarından verdin

Bir çölde yıkandı buzlu şerbetlerle

Gevher denizinde kalbi en son Verd’in(S.A.V)

 

Her lahzada akseden uzaklardandır
Bir târihi anlatan kavaklardandır
Kudsî sinilerle sofralardan kalktın
Kalbindeki duygu som tabaklardandır

 

Bir bezme gelen kalû belâdan gelmiş

Her bir nefer ansızın fenâdan gelmiş

Her asra barış misâli olmuş millet

Bin Niğbolu misli mâcerâdan gelmiş

 

Bir katre muhabbetin devâdır âha

Erbâb-ı dil öyle gittiler Allâh’a

Binlerle çocuk,kadın,adam ermişti

Bir bâğ-ı İremde son Resûlullâh’a(S.A.V)

 

Dünyâmızı merhametiyle en son dînin

Sarsın diye rûhu dem-be-dem fânînin

Âh yirmi birinci asra olsun vursak

Bir besteyi beste-kârımız Itrî’nin

 

ABDULLAH KAAN YALÇIN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK