DÜZ YAZI DALINDA ÜÇÜNCÜ OLAN ESER

SAVAŞA SON

 Elime aldığım mektubu titreyerek ve gözyaşlarıma engel olamayarak açtım. Mektubun üzerindeki imza beni ziyadesiyle heyecanlandırmıştı. İşlerin bu noktaya ulaşacağını hiç tahmin etmeden başlattığımız bu oyun, öyle ulvi bir amaca hizmet etmişti ki; şu anda benden daha mutlu birisi olduğunu sanmıyordum. Mutluluktan ıslanmış gözlerimi elimin tersiyle kuruladıktan sonra, mektubu okumaya başladım.

Her şey yaklaşık 8 ay önce, görev yaptığım İlköğretim Okulunda, 4. Sınıf öğrencileriyle yaptığımız bir ders sırasında başlamıştı. Niyetim çocukları, gündemi takip etmeleri yönünde teşvik edebilecek bir şeyler yapmaktı. Dersin başında:

  • Çocuklar, aranızda dünkü haberleri dinleyen var mı? diye sordum.

Hemen birkaç parmak havaya kalktı. Ancak çocukların çoğu başlarını utançla öne eğdiler. Gülümsedim ve elini kaldıranlardan birisine:

  • Dünkü haberlerden birisini bize söyleyebilir misin? diye sordum.
  • Suriye’de iç savaş varmış öğretmenim, dedi çocuk. Çatışmalarda bir sürü insan ölmüş.
  • Doğru, dedim. Ne yazık ki, bir sürü insan Suriye’de ölüyor. Peki başka?
  • Irak’ta da bomba patlamış öğretmenim, diye atıldı çocuklardan biri. En az 50 kişi ölmüş.
  • Başka bir haber hatırlayan var mı?

Elini kaldıran bir çocuğu işaret ettim.

  • Yemen’de de dün 100’e yakın insan ölmüş.

Savaş haberleri içimi sıkmıştı.

  • Tamam, çocuklar, dedim sıkıntıyla. Şöyle iç açıcı bir haber hatırlayan yok mu?

Bu kez çocukların hiç birisinden ses çıkmadı. Tekrar sordum ama yine cevap veren yoktu. Tam yeniden ağzımı açacaktım ki arka sıralardan bir ses duyuldu.

  • Libya’da, Afganistan’da da insanlar ölmüş. Gördünüz mü Öğretmenim? Öyle çok da çocukların izleyeceği bir haber yok televizyonda.

Çocuğun ukala tavrı canımı sıksa da, söyledikleri doğruydu. Televizyon ve gazetedeki haberler, dünyanın her yerinden savaş ve ölüm haberleri ile doluydu. Bir an aklıma söyleyecek hiçbir şey gelmedi. Tam bu sırada, sevdiğim öğrencilerimden Selcan’ın isyankâr sesi duyuldu.

  • Babam, insanların artık böyle olaylara alıştığını söylüyor, dedi. O yüzden artık ölen onca insan hiç kimsenin umurunda değilmiş. “İnsanlar buna tepki gösterse bu kadar insan ölmez. ” diyor babam. İnsanlık bunu gerektirirmiş.

Doğruydu öğrencimin babasının söyledikleri. Birden aklıma parlak bir fikir geldi.

  • Çocuklar, dedim, Şimdi size bir ödev vereceğim. Hiç tanımadığınız 5 kişiye “Savaşı durdurun” diye başlayan birer mektup yazmanızı istiyorum sizden. Mektubunuzda onların da, dünyadaki ölümlerin ve savaşların bitmesi için, başka insanlara mektup yazmalarını isteminizi istiyorum. Böylece Selcan’ın babasının önerisini de kendimizce yerine getirir ve insanlık görevimizi yapmış oluruz.

Önerim sınıftaki çocukların çoğunun hoşuna gitmişti.

  • Tamam, o zaman, dedim. Hafta sonuna kadar herkes 5 adet mektubu yazıp rastgele adreslere postalasın. Adresleri internetten veya telefon rehberlerinden bulabilirsiniz. Ha unutmadan, herkes yazdığı mektupların bir tanesinin bir kopyasını da Cuma günü derse getirsin lütfen. Beraber okuyacağız.

Ders biterken, işlerin bu noktaya gelebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Hafta sonu öğrencilerimin hemen tamamı verilen ödevi eksiksiz şekilde yerine getirmiş ve “Savaşı durduralım” diye başlayan mektuplarını hiç tanımadıkları insanlara göndermişlerdi. Bizim hiç haberimiz olmasa da mektupları alan çoğu insan da, öğrencilerim gibi duyarlı davranıp hiç tanımadıkları insanlara mektup yazmışlardı. Sonra onlar başkalarına, başkalarına ve başkalarına…

Dersin üzerinden 3 aylık bir süre geçmişti ki bir gün evimin kapısı çalındı. Açtığımda karşımda güler yüzlü bir postacı buldum. Bana uzattığı zarfı alıp odama döndüm. Zarfın üzerinde yazan isim hiç de tanıdık değildi. Merakla zarfı açtım. İçinde bozuk bir el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı. İlk cümleyi okuduğumda neredeyse şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. “Stop the war, please” yazıyordu mektubun başında. Yani “savaşı durdurun lütfen.” Mektubun devamını okuyunca, İngiltere’nin Birmingham şehrindeki 16 yaşındaki bir genç tarafından yazıldığını öğrendim. Mektup özetle tıpkı üç ay önce benim öğrencilerime verdiğim ödev gibi, savaşların durdurulması için bir tepki olarak, tanımadığımız insanlara mektup yazmamı rica ediyordu. Heyecanla titredim. Bu işin bu kadar büyüdüğünden hiç haberim yoktu. Ancak o gün başlayan şaşırtıcı olaylar uzun süre devam edecekti.

İlk mektubu almamın üzerinden yaklaşık 1 ay geçtiğinde, artık her gün evime 2-3 mektup geliyordu. İşin aslı sadece bana değil, bir rehbere kayıtlı olan hemen hemen tüm adresler, hiç tanımadığı insanlardan mektuplar alıyordu. “Savaşı durdurun”, “Stop the war”, “Stoppt den krieg”, “وقف الحرب”, “Stop a la guerre” cümleleriyle başlayan bu mektuplar, dünyanın her yanındaki duyarlı insanlar tarafından yazılmaktaydı. Her gün televizyon ve gazeteler, son zamanların en büyük insanlık hareketi diye adlandırdıkları, bu olaydan bahsediyorlardı. Doğrusu o günlerde, Çinli bir gazeteci kapımı çalıncaya kadar, bu büyük protestoyu başlatan kişinin ben olduğumun tespit edilebileceğini sanmıyordum. Ancak Çinli gazeteci çok iyi iz sürmüş ve sonunda ilk mektubu gönderen öğrencilerimden birisine ulaşmıştı. Öğrencim de bunun bir ödev olduğunu anlatınca, soluğu benim evimde almıştı. Çinli Gazeteci’ye derste olanları, biraz da çekinerek anlatırken, o günden sonra her gün bir televizyon kanalının haber bültenine ya da bir gazetenin manşetine çıkacağımı bilmiyordum tabi ki.

Sonra ki günler benim için oldukça şaşırtıcı günlerdi. Evimin salonundan, benimle röportaj yapmak için bekleyen gazeteciler eksik olmuyordu. “Savaşı durdurun.” mektupları da artık 3-5 tane değil, çuvalla geliyordu. İnsanlar için bu hareketin lideri ben olmuştum adeta. Aslında böyle bir liderliğe hazır olmadığıma inanıyordum ama yine de bu dönemi iyi idare etmiştim. Televizyon programlarımdaki rahatlığım, insanlara seslenişim beni bile şaşırtıyordu. Bir sürü siyasetçi de bu akıma destek vermek için beni arıyor, daha doğrusu akım başarıya ulaşırsa, bu başarıdan pay almak için bu temiz protestoya siyaseti karıştırıyorlardı.

İşte aylar sonra bugün, takım elbiseli iki adam tarafından evime getirilen ve gözyaşlarıyla açtığım bu mektubun üzerindeki imza, daha doğrusu imzalar, bu büyük insanlık hareketinin ilk başarısını müjdeliyordu. İmzalar yıllardır savaş halinde olan İsrail ve Filistin Devlet Başkanlarına aitti. Zarfı açtığımda içinde İngilizce ve Türkçe olarak yazılmış olan, “Stop the war- Savaşı durdurun” başlığına sahip bir mektupla karşılaştım. Mektup “Sayın Hakan Bey” diye başlıyordu. “Bizler ve bizden önce gelen devlet idarecileri, bizim halklarımızın iyiliği için yıllardır savaşmayı uygun görmüşlerdi. Açıkçası sizin başlattığınız bu harekete kadar, halklarımızın da bu savaşa taraftar olduğuna inanıyorduk. Ama son zamanlarda bizlere dünyanın her yerinden olduğu gibi, kendi halklarımızdan da “Savaşı durdurun” başlıklı mektuplar geldi. Gördük ki; bizim halklarımız da ülkelerimizin mutluluğunu barış da görmektedirler. Bizler o halkların temsilcisi olarak, bu tepkilere kayıtsız kalamazdık. Bu nedenle yıllar sonra, hem de hiçbir ön şart sunmadan, barış ilan etmeye karar verdik. Siz bu mektubu okurken, basın ve diğer iletişim araçları aracılığıyla bu antlaşma tüm dünyaya ilan edilecektir. Bu güzel gelişmeden ilk olarak sizi haberdar ederek, yapmış olduğunuz kutsal hareketin ilk ödülünü bizden alın istedik. İsrail ve Filistin Halkının sevgileriyle.”

Gözlerimden yaşlar sel olup akıyordu adeta. Şaşkındım; heyecanlıydım; mutluydum ve en önemlisi gururluydum. Hayatımda ilk kez kendimi böylesine iyi hissediyordum. İçimden bir ses “Tamam” diye çığlık atıyordu. “Sen üzerine düşeni yaptın artık. İnsanlık görevini başardın.” Vakur bir şekilde ayağa kalktım. Televizyonlar verilecek haberleri merak ediyordum. Aceleyle bir haber kanalını açtım. Gerçekten de televizyonlar, Orta Doğu’daki barış haberlerini veriyorlardı. Ekranda el sıkışan iki liderin görüntüsü vardı. Merakla el sıkışan liderlerin görüntüsü altındaki yazıyı okumaya başladım. Okuduklarımı anlayamamıştım önce. Çünkü yazılanların üstte el sıkışanlarla alakası yoktu. Yazıyı baştan bir kez daha okudum. “Suriye’de süren iç savaşta bugün 154 kişi öldü.” diye yazıyordu haberin altında. İçimdeki ses bu kez coşkulu bir üzüntüyle bağırdı: “Hayır hayır! Hiçbir şey bitmiş değil. Daha yapılacak çok şey var Hakan. Daha yapılacak çok şey var.”

Ümit ÇALIŞICI

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK