21. ASRA BARIŞ MAYASI ÇALMAK KONULU ŞİİR VE DÜZ YAZI YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ

1104

Millet Derneği İstanbul Şubesi’nin düzenlemiş olduğu  ‘21. Asra Barış Mayası Çalmak’ konulu şiir ve düz yazı yarışmasının ödül töreni, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde yapıldı. Sunuculuğunu Mehmet Emre Koçak’ın yaptığı törene, şehir içi ve şehir dışından yüreği vatan sevgisiyle, bayrak aşkıyla kabaran gönül dostları ve yarışmaya katılan eser sahipleri teşrif ettiler.

Program, “gel kardeşim gel hele” diyerek çocukların okuduğu, Selami Yıldırım’ın ‘Çağrı’ şiiriyle başladı.

Açılış konuşmasını yapan Millet Derneği İstanbul Şubesi Başkanı İbrahim Abdullahoğlu, yarışmanın amacından bahsederken, dünyada kopan savaş çığlıklarına barış çağrısı yapmanın önemini dile getirdi. Bu bağlamda İslam’ın barış anlamına geldiğine vurgu yaptı. Seçici kurulun titizlikle değerlendirdiği yarışmaya katılanları ve ödül alan eser sahiplerini tebrik etti.

İbrahim Abdullahoğlu’nun ardından konuşmasını yapmak üzere İstanbul Müftülüğü Din ve Hayat Dergisi Editörü Kamil Büyüker mikrofona davet edildi.

Büyüker, Müslümanlar ve Esir Türk illeri üzerindeki baskı, zulüm ve gözyaşının son bulması ve bu milletin damarlarında var olan şairane ve edebi duyguların tekrar harekete geçirilmesi adına düzenlenen yarışmanın, yeniden bir ‘ Milletim Uyan’ sedasını dile getirmiş olduğunu belirtti. İslam’ın ve İslam’ın özünün barış olduğuna, adaletin yerle yeksan olduğu dünyada, barış için mücadele etmenin bir sorumluluk olduğuna değinirken, Bilge Liderimiz Aykut Edibali’nin “Bir millet ıstırap içinde inlerken onun evlatları rahat edemez”                                                                          sözü ile bu sorumluluğu vurguladı.

Karanlığa küsmek yerine, bir ışık yakmanın faziletine inanmış, gönül pınarından çağlayan berrak bir ses, şair Muhterem Şahin,‘barış’ kavramının ‘aşk’ kavramı gibi oyulup, içinin boşaltıldığını, bölücü örgütlerin, Türkiye’yi bölmek isteyen birtakım odakların kullanımına terkedilmiş bir kavram olduğunu dile getirdi. Emek, barış, dayanışma ve birlik gibi kavramların Kur’an ifadesi olduğunu, ancak bugün bu kavramlara sahip çıkılmadığını vurguladı. İslam kelimesinin bugünkü tam Türkçe karşılığının ‘barış’ olduğunu ve bütün peygamberlerin kendi milletlerine varmak suretiyle barışı, sulhu tesis etmek gibi büyük bir vazife üstlendiklerini belirtti. Bütün bu gerçekliğin yanında Peygamberimizin Hendek, Uhud, Bedir Savaşının reddedilemeyeceğini, bu meydanlardaki komutanlığını bir kenara atamayacağımızı ifade eden Şahin, barış ve savaşın birlikte ifade edilmesine, Mustafa Kemal Atatürk’ ün “sulhun, sükûnetin, huzurun, mutluluğun olduğu yerde zulme başkaldırmak, zulümle mücadele etmek barıştır.” sözünü örnek olarak verdi.

‘Kulu incitme gönül’ diyen Yunus edalı şair Bestami Yazgan ‘Güzele Selam’ şiiriyle konuşmasına başlarken, millete, ümmete ve insanlığa barış mayalamaya çalışan sanat, edebiyat, mensuplarına selamını dile getirdi. Milli kültüründen, milli benliğinden, inancından, töresinden uzaklaştırılmanın geçmişten günümüze Batının düşüncesi oluşunu vurgulayan Yazgan, düşmanın saldırdığı cepheyi güçlendirmenin, bu anlamda milli kültürümüzü güçlendirmemizin gereğini ifade etti. Millet Derneği’nin bu cepheyi güçlendirmeye çalışmasının ve yazarlarımızın milli kültür cephesinde nöbet tutmaya devam etmesinin önemini anlatırken, Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin en önemli olduğu sahalardan birisinin, milli kültür sahasında değerli nöbetçiler yetiştirmesi olduğuna dikkat çekti.

Gönlü Türk Dünyası’na hayran, yüreği insanlığa harman olan, ‘anamın seccadesi’ deyip sözün doğrusunu söyleyen şair Yavuz Bülent Bakiler, dünya milletleri arasında arzu edilen noktada olmayışımızın nedeninin, Kitabımızın ‘Oku’ emrine rağmen dünyada en az okuyan milletlerin başında olduğumuz, edebiyatımızın ve dilimizin bir buhranla karşı karşıya oluşundan kaynaklandığını belirtti. Bakiler, kitapsız ve kütüphanesiz Müslüman Türk evi olmayacağını vurguladı. Evlerimizin yüzde doksan beşinin kitapsız ve kütüphanesiz oluşu ve bu yüzden bu evlerde yetişen çocukların arzu edilen seviyelerde yer almalarının mümkün olmayacağını belirtirken, anne babalarımızın edebiyatın önemine vakıf olmaları, çocuklarımızı okuma dünyasına çekip götürmelerinin gerekliliğini ifade etti. Edebiyatın millet hayatındaki önemini vurguladı.

Yavuz Bülent Bakiler’ in ardından Edip Mansur Sakal, Arif Nihat Asya’nın Marş şiiriyle ‘barışın güzel tadını’ ifade etti. Şiirin ardından düzyazı alanında ikinci olan eser sahibi Özhan Öztürk ve düzyazı alanında birinci olan eser sahibi Özgürcan Şenbayrak konuşmalarını yaptılar.

Özhan Öztürk, barış konusunda söyleyecekleri olduğunu ve bu nedenle yarışmaya katıldığını dile getirirken, düzyazı birincisi Özgürcan Şenbayrak, barışın dünyada, toplumumuzda, milletimizde vuku bulmadığı sürece hiçbir zaman insanca yaşayamayacağımızı ifade etti. ‘Barış Denen Şey’ başlıklı yazısının iskeletini hazırlarken öncelikle barışın mümkün olup olmadığı hakkında değerlendirme yaptığını ve Schopehauer’un barış meselesi hakkında insan doğasında bir vahşilik bulunduğu düşüncesine, insan doğasında sadece vahşilik olmadığını, aynı zamanda paylaşma, korku, sevgi ve birlikte toplumsal bir canlı olarak yaşayabilme duygusunun olduğunu ifade etti. Yazısında da insanın içindeki bu sevgi, korku, paylaşma, sükûnet ve barış duygularının yeşereceğini ispatlamaya çalıştığını dile getirdi.

Eser sahiplerinin ardından, Yeniden Milli Mücadele hareketin lideri, Bayrak, Pınar, Gerçek, Çınar, Otağ gibi birçok dergi ve gazetenin kurucusu, derneğimizin kurucu genel başkanı, Aykut Edibali programa telefon ile katıldı. Edibali konuşmasında istikametsiz bir sanatın olmayacağına ve bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğimizi vurgularken, bu anlamda yıllar önce kendilerinin ifade ettiği ‘sanat ideolojinin estetik hüviyet kazanmasıdır.’  sözünü örnek verdi. Kabe-i Muazzama’da devrin şairlerinin yarıştığını ve yarışan şiirlerin bir sene boyunca askıda kaldığını, tüm Araplar arasında şiir zevki ve edebiyat zevkinin olduğunu ifade etti. Kur’an-ı Kerim’i gördükten sonra “benim bir şey yapmama gerek kalmadı” diyen büyük şairi anlatırken ilahi kelamın ahenginin şiirimiz için, edebiyatımız için, tefekkürümüz için örnek olacağını belirtti.

Peygamberimizin dilinde şiir ve edebiyatın mümtaz bir yere sahip olduğunu ifade eden Edibali, istikametsiz, ahlaksız, kaynaksız şiir kavramına düşülmemesi gerektiğini dile getirirken, peygamberimizin, şiirin ancak hikmet taşıdığı takdirde makbul olduğunu ifade ettiğini vurguladı.

Ardından Melike Yaşar ‘Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun’ diyerek Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Memleket İsterim’ şiirini okudu.

Derneğimiz yazarlarından Abdurrahman Zeynal, son üç yüz yıldır Türk milletinin acısını dile getirerek, Osmanlı-Rus kavgası ile Özi Kalesi, Kırım, Balkanlar, Romanya, Dobruca ve Gürcistan tarafındaki Türk illerinin katliama uğraması ve bir kısmının da muhaceretle Anadolu’ya gelirken yaşadıkları hadiselerden birini anlattı. 1916 Ocak ayında, Rusların Köprüköy Muharebelerini kazanıp Erzurum’a gelmesiyle başlayan bu hadise, iki çocuğundan biri kundakta olan bir annenin, zorlu şartlar altında kundaktaki bebeğini bırakmak kararına varması, kafilesinin ilk mola yerinde dönüp yavrusunu tekrar almaya gitmesi ve kafilelerden birinde çocuğuna kavuşması ile son buluyor. Türk milletinin bir daha bu gibi olayları yaşamaması için barış dediğimizi vurgulayan Zeynal, barışı sağlayabilseydik Kırım’da dört yüz yirmi bin insanımızın bir gecede vagonlara doldurularak Sibirya’ya ölüme götürülmeyeceğini dile getirdi. Suriye-Irak hattındaki Türkmenlerin, Türklerin dünyada en büyük acı ve çileyle karşı karşıya oluşunu vurgulayarak, insanlarımızın bu coğrafyada yaşayabilmesi için barış dediğimizi, Türk dünyasında ‘barış’ kelimesini terennüm ederek gelecek ufuklara, gelecek nesillere insanca yaşamanın altyapısını oluşturmamız gerektiğini ifade etti.

“Dünyayı barış yurdu yapmak ve barışı insanlığın yegane umudu kılmak için, ortak iyinin gölgesinde, hikmet, adalet ve merhametle ıslah çabalarının artırılması şarttır.” diyerek konuşmasına başlayan Derneğimiz yazarlarından ve seçici kurul üyesi Edip Aykut Çiçekli, küresel tehditlerin arttığı, kaos planlarının ruhları bunalttığı, mazlumlar için umutların gittikçe azaldığı buhranlar dolu bir çağda, gerçek bir barış projesi olan vahyin sonsuz ışığına her zamankinden daha muhtaç olduğumuzu dile getirdi. O vahiy, gerçek barış erlerinin yeryüzüne mirasçı kılınacağını bizlere müjdeler, diyerek devam eden Çiçekli, en soysuz işgallerin öz yüreklere iliştirildiği bu ahir zamanda barış için en kuvvetli umut diyarının Anadolu olduğunu ve Anadolu’nun baştanbaşa mazlum milletlerin hiç tükenmeyen umudu olduğunu dile getirdi. Bağımsızlığını savaşarak kazanmış, Müdafa-i Hukuk doktrinini Kuvay-i Milliye ile birleştirerek, iman ve vatan davasında en ölümsüz destanları tarihe yazmış bu milletin, Müslüman Türk kalmayı ebed müddet tüm cihana haykırdığını vurguladı.

Programın son bölümünde eser sahiplerine ödülleri takdim edildi. Düzyazı dalında birinci; Özgürcan Şenbayrak, ikinci; Özhan Öztürk, üçüncü; Ümit Çalışıcı olurken, mansiyon alan eser sahipleri; Gamze Dönmez, Mehmet Akif Duman oldu. Şiir dalında ikinci; Abdullah Kaan Yalçın, üçüncü; Tarık Torun oldu. Şiir dalında mansiyon ödülüne hak kazanan eser sahipleri ise; Ali Parlak, Celalettin Kurt ve Özer Altay oldu.

Ödüllerin ardından toplam üç yüz yirmi eseri değerlendiren seçici kurul üyelerinde ‘Teşekkür Plaketi’ verildi.

Ödül töreninin ardından seçici kurul üyesi Hikmet Sofu yarışma ile ilgili değerlendirmelerini dile getirdi. Türksüz, İslamsız bir barışın hayal olduğunu, Urumçi’de, Karabağ’da, Kırım’da, Kudüs’te, Kerkük’te, Musul’da, Halep’te; Türk’ün topraklarında, İslam’ın bağrında emperyalistlerin kol gezip, bizi de ‘barış’ ninnisiyle uyutma amacında olduklarını vurguladı.

“Bir millet ızdırap içinde inlerken, onun evlatları rahat edemez.” sözünü dile getirerek, kalemin, kelamın, imparatorluk dili, güzel İstanbul Türkçe’si ile dile gelip, bir Gaspıralı İsmail olup Türk dünyasının, İslam dünyasının yüreklerini dağlaması, insanları; “Kırım, Kerkük, Urumçi, Halep’e hürriyet!” diyerek ayağa kaldırması gerektiğini ifade etti. Birtakım yabancı sivil toplum kuruluşlarının kötü amaçlı çalışmalarından bahsederken, Millet Derneğinin kurucusu Aykut Edibali’nin de ifade ettiği gibi, gençlere davadaki her yetkin arkadaşın, büyük heyecan, telaş, kararlılık içinde, siyaseti usta-çırak ilişkisi içinde yani pratik öğrenme metoduyla öğretmelerinin önemini vurgulayan Hikmet Sofu, kalemini, kelamını, sanatını, sözünü kutlu davanın hizmetine verenlere, Türk Milletinin tarihi kutlu davası için çalışanlara selam ederek sözünü bitirdi. Tören yarışmacıların, seçici kurulun ve dernek yöneticilerinin hatıra fotoğrafı çektirmesi ile sona erdi.

 

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK