Rahime Edibali Hanımın Sunduğu İran Nükleer Müzakere Süreci Konulu Seminer

1731

seminer-7c4a

 P5+1 NÜKLEER MÜZAKERELERİNDEN NE SONUÇ ÇIKABİLİR?
P5+1(5 daimi BM Güvenlik Konseyi üyesi ve ilave olarak Almanya) Nükleer Enerji Müzakereleri, 20 Temmuz’da başarısılıklığa uğramasının ardından, tüm taraftalar müzakereleri 24 Kasım’a ertelemeyi kararlaştırmışlardı. Müzakere süreci nasıl gelişti,neler oldu? Bu sefer haziranda ne sonuç çıkabilir?
P5+1 VE İRAN ORTAK EYLEM PLANI
P5+1 ve İran, Genova’da 2013’lerin sonunda nükleer konularla ilgili olarak bir ortak eylem planını(Joint Plan of Action) 2013 Ocağı’nda hayata geçirme konusunda anlaşmaya varmışlardı. Taraflar konuya kapsamlı bir çözüm bulmaya çalışırlarken “ortak eylem planının” hayata geçirilmesi gecikti. “Ortak eylem planında” dikkati hemen çeken bir husus, İran’ın mevcut balistik füze programını kapsamamasıydı. 1929 Sovyetleri’nden 2010’lara kadar hakim olan kanun çok sert hükümler içeriyordu:
İran Nükleer silah taşıyan herhangi bir balistik füze aktivitesinde bulunamaz, teknoloji gelitiremez, teknik destek sağlayamaz.
MÜZAKERE SÜRECİ NASIL SEYRETTİ?
P5+1’in esas amacı İran’ın nükleer programını sınılandırmak. Resmi adıyla Ortak Eylem Planı, olarak bilinen anlaşma, Genova’da imalandığında, grup ilk defa olarak İran’ın uranium zenginleştirme progamını sürdürmesi konusunda mutabakata vardırlar. Ancak Tahran’dan Fordov’daki zenginleştirme kapasitelerini düşürmelerini ve Arak’taki ağır su ünitelerini kapatmaları talep edildi.
Bu anlaşma 1968 yılında imzalanan Nükleer Silahsızlanma Anlaşmalarından(Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons (NPT) farklılık gösteriyor.
İRAN’IN TALEPLERİ NE?
Uranyum zenginleştirmesi yapan santrifüj makinaları, İran’ın nükleer programı müzakelerinde hep önemli bir tartışma konsunun oluşturuyor. Ancak müzakere sürecinin hazirandaki safhasında ne kadar santrifüj makinasının, hangi şartlarda kullanılacağı konusunda ihtilaf çıktı. Zira Tahran muazzam miktarlarda yatırım yaptığını ileri sürerek nükleer tesis altyapısının önemli kısmını olduğu gibi korumakta ısrar ediyor.
İRAN’A UYGULANAN EKONOMİK AMABARGOLAR KALDIRILACAK MI?
Temmuzun ortalarında yaklaşık olarak bir yıl önce Hasan Ruhani İran Başbakanı olarak seçildikten sonra, kabinesi İran’ı stagflsyondan kurtaracak yeni yeni ekonomik reformlar açıkladı. İran’daki atom enerjisi mühendisleri, arak şehrinin kuzeyinde nükleer silah üretimine kullanılan üretilen plutonyum miktarını kısıtlayacak rekatörleri dizayn etmeye başladı.
Yapılan bu müzakelerde İran petrole dayalı olan ekonomisine uygulanan ambargoları kaldırtmaya çalıştı. Obama’nın başakn seçilmesinden itibaren ABD-İran ilişkilerinde iyimser rüzgalar esmeye başlamıştı. 2009 yılında, Başkan Obama Kahire Üniversitesi’nde İslam Dünyası’na yönelik olarak yaptığı ilk konuşmasında, “Soğuk Savaş’ın ortasında, İran’da demokratik yoldan hükümetin seçilmesinde ABD’nin oynadığı rolü” anlaşmıştı. Obama 1953 Darbesi’yle devrilen Başbakan Muhammed Musaddık’tan sonra Muhammed Rıza Pehlevi’nin sağlamlaşan iktidarından bahsetmişti. Obama, yaptığı bu konuşmasında seyircilere İran’ın Amerika hakkındaki olumsuz tutumundan bahsetmemiş ama İran’da devam uzun süren kargaşadan sonra ABD’nin darbedeki imtiyazlı rolünden bahsetmişti.
İRAN PETROLLERİNİN MİLLİLEŞTİRİLMESİNİN ARDINDAN…
Batı’nın İran’a yönelik olarak uyguladığı ekonomik ambargolar nasıl hayata geçirlmişti? II. Dünya Savaşı’nı müteakiben İran, açlık ve kıtlıkla boğuşan viran bir şehirlerini düşünelim. Bir yandan da İran’ın İngiltere’nin kontrolündeki zengin petrol rezevlerini düşünelim. Hemen fark edileceği gibi düşündüğümüz bu iki İran tablosu birbirine tezattır.
İran Hükümeti, kendi petrol rezervlerini kontrol edemiyor, ana hissedarları İran Hükümeti’ne ait olan petrol çarkı anglo-İran Petrol Şirketi tarafından döndürülüyordu. 1950’lerin başlarında, milliyetçilik akımı dünyayı sararaken, pek çok İranlı, kolonial dönemden kalan düzenin adaletsizlik getiridiğini gördü.
1951 Nisanı’nda İran Parlamentosu, Musaddık’ı seçti. Musaddık akıllı bir tutum sergileyerek, parlamento petrol sanayiini millileştirme kararı alıncaya kadar başkanlığı kabul etmeyeceğini açıkladı. Musaddık oy birliği ile seçildi ve şeyh de rahatlıkla parlamentonun taleplerini yerine getirdi. Ancak İran bu sefer de yeni ve daha tehlikeli bir krizin içine girdi.
İNGİLTER’NİN İRAN’IN MİLLLİŞETİRME ÇABALARINA TEPKİSİ NE OLDU?
Çöken bir imparatorluk olan Birleşik Krallık, nüfuzunu arttırmaya çalışırken, Anglo-İran Petrol Şirketi’ndeki enerji kaynağını ve karını kendisi için hayati olarak adletti. Ve İngiltere II. Dünya Savaşı’ndan çıkan bir ülke olarak uluslararası imajı için önemli olarak algıladı.
Bu yüzden Londra, millileştirme çabalarına öfkeyle cevap verdi. Londra, İran’da faaliyette bulunan Avrupalı şirketleri geri çekme uyarısında bulundu, bu kararın intikamını alacağını beyan etti. İran karasularında İran petrollerini taşıyan gemilerinçalıntı kargo taşıayan gemilere yapılan muameleyi göreceğini açıkladı. Böylece 1952’lerde, o zamanlar dünyanın en büyük rafinerisi olan İran’ın Abadan Rafinerisi, üretimi durdurmaya mecbur bırakılıyordu.
Millişleştirme krizinin dışında kalan bir cepheden ABD Başkanı Harry Truman, bu münakaşayı sonlandırmanın yollarını aradı. Truman zaten daha önceden, İran’ın otonomisine ve millli menfaatlerine itibar etmeye başlamıştı.
1946’larda Sovyetler’in Başkanı Joseph Stalin, Savaş esnasında işgal ettiği İran’ın kuzey bölgelerini Sovyet kuvvetlerini çekmek istememesinin ardında, 1952’lerde bu çatışma, İran ekonomisini çöküşün eşiğine getirdi. Tahran, petrolünü İngiliz ambargosuna maruz kalmaktan kurtaramadı.
KOD ADI TPAJAX: AMERİKAN-İNGİLİZ DARBE PLANI
Bu esnada ABD, İran’ın ekonomisinin çöküşünün ardından komünist bir ihtilalin orgtaya çıkmasından endişe ediyordu. Bu yüzden Washington, İngiltere’nin de planladığı Musaddık’ı iktdardan düşürmek için bir plan yapıverdi. “Amerikan-İngiliz Ortak Eylemi”nin kod adı TPAJAX’dı. Amerila ve İngiltere Zahedi’nin Musaddık’ın en önemli rakibi olduğunu fark ettikten sonraki eğlemlerle sonradan bağlantısını kuruldu. CIA ve MI6’nın giriştikleri ortak eylemde kamuoyunda Musaddık hakkında şüpheler uyandıran bir propaganda kampanyası kuruldu. Bu arada ABD ve İngiltere, İran sokaklarında şiddete vara eylemleri, gösterileri de organize ettiler.
Tüm bunlar, zaten kötü durumda olan İran ekonomisine ilave edilince Musaddık’ın iktidardan düşürülmesi umuluyordu. 11 Temmuz’da ABD Başkanı Eisenhower bu eylem planını onayladı ve CIA ile MI6 birlikte işe koyuldular. Batı istihbaratı, İran kargaşa içindeyken faaliyetlerini rahatlıkla icra edebiliyordu
Kaşani ve diğer temel dini figürler ve destekçileri sokaklara dükülmeye başladı. Yazın meydana gelen gösterilerde bu sefer CIA ve MI6’nın parmağı yoktu.
MÜZAKERE SÜRECİNİ AKAMETE UĞRATAN DİĞER BİR MESELE
İran Hükümeti’nin müzakerelerde çözülmesini beklediği ekonomik ambargoların kaldırılması talebinin yanı sıra çözülmesini umduğu bir başka mesele, santrifüj ünitelerinin sayısı… İran Hükümeti, satrifüj ünitelerini imha etmek veya kullanmaktan mahrum kalmak istemiyor; anlaşmanın nükleer enerji reaktörleri için uranyum zenginleştirmesi yapan ünitelerini kullanabilmeye devam etmek istiyor. İran’ın gelecekte ortaya çıkacak enerji ihtiyacı için hali hazırda 19.000 santrifüjden ürettiği enerjinin iki katına ihtiyacı olacak.
Arak reaktörleri konusu, P5+1 nükleer enerji müzakerilerinde henüz çözülememiş bir mevzu olarak masada duruyor. İran parlemnetosunun temsil kademesinden bir yetkili” müzakelere başından beri İran’ı 190000 bçb(bağımsız çalışma birmi) zenginleştirme ünitesine ihtiyaçları olduğuna ikna etme yönündeydi” 7 Temmuzda dini lider ayetullah Ali Hamaney, iran’ın nihai amacının 190 000 bçb ihtiyacı olduğunu söylemmişti. Bu açıklamanın ardından günler sonra, İran’ın atom enerji organizasyını başkanı, 190.000 bçb zenginleştirm ünitesi ülkenin hedefi olmakla bereber santrifüj mikatarının santrifüj cinsin ve üretim kapasitlerine bağlı olarak değişebileceğini açıkladı.
FRANSA’YA GÖRE MÜZAKERELER BAŞARILI DEĞİL
Uluslararası müzakereciler, özellikle ABD ve Fransa daha az miktarda santrifuj kullanılmasını ve anlaşma kapsamına göre indirime tabi tutulanlardan kolaylıkla nükleer silah üretilememesini istiyor.Nitekim, Fransız Dışilişkler Bakanı Laurent Fabius, altı gücün ve İran’ın BM başkanlığında Tahrran’ın nükleer programı hakında yaptıkları müzakerelerin başarısız olduğunu açıklamıştı. Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius bu konuda haziran ayında müzakelerelerde gelinen aşaması için “Kesinlikle duvara tosladık. Biz birkaç yüz santrifüj olmasına razı olabilecekken İran binlerce santrifüjünün olmasında ısrar ediyor.” beyanatında bulunuyordu.
Associated Press’e beyanatta bulunan diplomatlar, anlaşmasını İran’ın 4500 santiffüja kadar santrifuj bulundurabilmesini ama bir yıldan fazla bir zaman zarfında nükleer silah üretebilmesine olanak sağlayabilecek olan uranyum gaz stoklarını azaltmasını öngörüyor.
İran nükleer silahlanma yapmayı düşünmediği konusunda ısrar ediyor ancak Batı sadece İran’ın uranyum zenginleştirmelerini ksııtlaması ve nükleer sialahlanamda kullanılan faaliyetleri sonlandırması halinde nükleer sanayyi ile ilgili amabargolarını kaldırmaya niyeti var.
Almanya da müzakerelerin seyrinden endişe duyuyor. Almanya’nın Dış İlişkiler Bakanı Frank-Walter Steinmeier, daha önceki müzakerelerin kritik bir safhaya gidiğini söylemişti.
ORTAK TEHDİT: IŞİD
Nisans ayı sonlarında ABD ve İran eski düşman olmalarına rağmen her ikisinin de algıladağı ortak tehdid, Irak Hükümeti’ne yönelik ISİD tehdidi ortaya çıkmaya başladı. 28 Nisan’da iki ülke de Viyana’daki nükleer müzakerlerinin son safhasında, ABD’nin Irak’ta harekata kalkışması halinde İran’ın ABD’ye destek olacağı yönünde görüş birliğine varıldı.

İSRAİL’İN MÜZAKELERDEN BEKLENTİLERİ
İsrail Eski Güvenlik Danışmanı olan Ya’akov Amidror, 8 Haziran’dan yaptığı konuşmada, tek başına olsa bile İran’ın üzerine nükleer tesisleri konusunda gidilmesi gerektiğini söylüyordu. Amidror, Tahran’ın nükleer programını bitirmeye henüz hazır olmadığı yönündeki kanaatinde ısrar ediyor ve Tahran’ın imzalayacağı nükleer silahsızlanma anlaşmasının İsrail’I tatmin etmeyeceği uyarısını yapıyordu. İsrail’in Batı’nın İŞID tehdidi karşısında İran’a yakınlaşmasından duyguğu kaygıları ABD’ye aktardı. ABD Devlet Bakanı John Kerry, İran, Suriye ve Irak hükümetlerine yardımda bulunduğunu, ABD’nin İran ile müzakere etmesi gerektiği ancak IŞİD’e karşı yürütlen savata koordinasyon kurmayacağını açıkladı.
Kerry, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman ile yaptığı görüşme sornrasında da Libermean, İran’ın tehlikesinin daha da arttığını ve IŞİD ve İran kirizlerinin birbiryle bağlantılı hale geldiğini söyledi.
Derken, Başkan Hasan Ruhani, Suriye’nin ordusu da dahil olmak üzere kendi devlet kurumlarını muhafaza etmesi gerektiğini söyledi. İran, suriye’de devam eden iç savaş konusunda, Şam, Beyrut, Bağdat ve Tahran’ı kuşatan Şii hilalinde bölgesele ateşkeslerin yapılması teklifini getirdi.
İsrail’in ABD büyükeçlisi ise uluslararası kamuoyunu temkinli olmaya davet ederek, nükleer silahı olan bir İran’ın “cihatçı gruplara” destek vermesiyle, dünyaya hakim olacak bir IŞİD’de çok daha tehlikeli olacağı beyanatında bulundu. İsrail’in İstihabarat Bakanı Yuval Steinitz, İiran’la yapılan müzakerelerin yanlış istikamette ilerlediğini açıkladı ve “Biz IŞİD karşı olan kolisyonu destekliyoruz. Ancak bu kolalisyon İran’ın nükleer silahlanması pahasına olmamalı.” dedi.

İNGİLTERE-İRAN TEMASLARI
IŞİD tehdidinin NATO göürşmelerinde bile gündeme gelmesinin ardından İngiltere IŞİD tehdidine karşı İran’ın desteğini yanına çekmeye çalıştı. İngiltere Başkanı David Cameron, 23 yıl aradan sonra temas kurduğu İran Başbakanı Hasan Ruhani ile Suriye’deki “cihatçılara” karşı işbirliği konusunda görüş alışverişinde bulundu.
Downing Street sözcüsü, Cameron ve Ruhani’nin bölgedeki tüm terörist gruplara karşı bölgedeki tüm devletlerin finansal destek de dahil olmak üzere tüm desteği çekmeleri gerektiği konusunda hemfikir olduklarını açıkladı. İngiliz sözcü, “Başbakan ve başkan, bölgeyi IŞİD’in tehdit ettiğini, IS olarak adı deiğiştiğinden beri kullanılmayan adını Irak ve Levet Bölgesi İslam Devleti(ISIL) adını kullarak ifade etti. İngiltere Başbakanı’nın İran başkanı ile yaptığı görüşme, 1979 İran Devrimi’nden beri, ilk görüşme olması özelliğini taşıyordu.
Ruhani yapılan görüşmenin ardından, bölgedeki insanların “kendilerini teröristlere karşı savunduklarını” ve İran’ın da onlara yardım edeceğini söyledi.
Downing Street, Cameron ve Ruhani’nin ilişkileri gelitirmek üzere anlaştıklarını ve bu anlaşmanın İran’ın nükleer program müzakeleri için çok önemli bir gelişme olduğunu kaydettiler.

İRAN İŞİD’E KARŞI
Ruhani terörizmi detskeleyen ülkelerin sadece geçmiş kuşaklarından değil gelecek kuşaklarından da özür dilemeleri gerektiğini ifade etti. Dünyayı aşırılıklar karşısında birlik olmaya davet eden Ruhani, terörizmin artık küreselleştiğini, söyledi. Ruhani, İran’ın aşırılıklara karşı küresel kolalisyonda pozitif rol oynamaya hazır olduklarını söyledi. İran Kara Kuvvetleri Komutanı General Ahmet Rıza Purdetani 27 Eylül’de verdiği beyanatta “eğer IŞİD Irak sınırlarımızdan bize saldırırısa biz de Irak’ın içlerine kadar girer, karşılık veririz” ifadelerini kullandı. IŞİD, Bağdat’ın kuzeyinde, Diyala Bölgesi de dahil olmak üzere İran sınırlarını istila etmiş bulunuyor.

İRAN SURİYE HAVA HAREKATINA TEPKİ GÖSTERDİ
Müzakeler esnasında ortaya çıkan IŞİD tehdidi, İran ile Batı’yı yeniden yakınlaştırtdı, diye düşünülürken; ABD’nin Suriye’deki IŞİD güçlerine karşı düzenlediği hava harekattı İran’ı rahatsız etti. İran Başbakanı Hasan Ruhani, ABD Koalisyon Kuvvetleri’nin Suriye’ye düzenlediği hava harekatının, Suriye Hükümeti’nin onayı olmaması sebebiyle illegal olduğunu açıkladı Zira Suriye’de Arap Baharı, Arap kışına dönüşerek iç savaşı meydana çıkardığından beri, Rusya ve İran’ın bu iç savaşa karşı takındıkları tutumu Batı’nınkinden faklı olmuştu.
Rus bilim adamı Georgiy İliç Mirski, bir zamanlar Sovyetler’e karşı savaşan el-Kaidenin yeni nesli şu anda Suriye ve Irak’taki çatışmalara katıldığını savundu. Mirski, IŞİD′in önceliğinin de Esad′ı devirmek olmadığını söyledi. Rusya’nın İran’a Nükleer teknoloji ve işletme desteği verdiğini hatırda tutmak, müzakere süreci denkelemini çözerken fayadalı olacak. Mesela Rusya’nın, İran İslam Cumhuriyeti’nin yakın bir müttefiki olarak Buşehr’deki nükleer tesislerinin inşasına ve işletilmesine yardım ettiğini hatırlamak faydalı olacak.

MÜZAKERE SÜRECİNDE DROM DÜĞÜMÜ
İran Devrim Muhafızları, İsrail’e ait insansız bir casus uçağını(drom) düşürdüğünü duyurdu. Uçağın nükleer tesisleri hakkında bilgi toplama amaçlı kullanıldığını iddia etti.
İran, 4 Aralık 2011 tarihinde de ABD’ye ait bir casus uçağını düşürdüğünü de iddia etmişti. İran Devlet Televizyonu, ülkenin doğusunda düşürülen RQ-170 tipi insansız ABD casus uçağı olduğunu iddia ettiği uçağın görüntülerini yayınlamıştı. Görünüde, İranlı uzmanların uçağı incelerken gövdesinde yazılı, “RQ170 – Amerikan Casus Uçağı” yazısı ye alıyordu.

ABD HAVA KUVVETLERİ DE İRAN’IN DROMLARINDAN HOŞLANMIYOR
Amerikan Hava Kuvvetlerinden yapılan açıklamada kendilerine ait bir insansız uçağın kaybolduğu bilgisi doğrulanmıştı. Pentagon yetkilileri de, İran′ın insansız hava araçlarında kullanılan teknolojik donanıma ait bilgi edinmesinden endişe duydukları vurgulamıştı.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Perviz Sururi, uçağın ′′şifrelerini çözmek üzere olduklarını, bundan sonraki aşamanın uçağın üretimine geçmek olacağını, yakın bir gelecekte de seri üretime geçecek duruma geleceklerini′′ söylemişti. İran′ın seçkin askeri gücü Devrim Muhafızları′nın Başkan Yardımcısı Orgeneral Hüseyin Selami, uçağın ABD′ye iade edilmeyeceğini belirtmişti.

SONUÇ
ABD Başkanaı Barack Obama’nın seçimilmesinin ardından İran ile aralarında iyimser rüzgarların esmişti. Obama’dan sonra seçilen İran Başkanı Ruhani ile ABD-İran ilişkilerinde yeni bir safhaya geçilmişti. Bu ortaya çıkan iyimser hava ile İran stagflasyonda bulunan ekonomisini düze çıkarmak için ambargoların kalkmasını ummuş, bu hevesle nükleer müzakerelere yeniden başlamaya razı olmuştu. Ancak İran’ın Arap Baharı’nın etkisiyle Suriye’de çıkan iç savaşa yönelik olarak takındığı tutuma, geçtiğimiz yaz aylarında İsrail’in Gazze’ye düzenlediği Demir Küre Hakekatı eklenince, İran İsrail’e yönelik tutumunu yeniden sertleştirdi. Bir taraftan da ortaya çıkan IŞİD tehdidi, ABD’yi ve İngiltere’yi IŞİD’e en azından destek vermesini önlemeye razı etmeye mecbur biraktı. İran, IŞİD’in küresel terörün parçası olduğunu kabul ederek desteğini açıkladı, destek verdi. Ancak Obama yönetimi bürokratlarının da ifade ettikleri gibi, büyük güçler ve İran arasındaki müzakereler 24 Kasım’da sonuçlanırsa, varılan bu anlaşmaya göre İran, uranyum zenginleştirmesi yapabilecek ki bu İsrail’in hiç de hoşuna gitmeyecek Ne var ki ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı düzenlediği hava harekatı ve İran’ın İsrail’in insansız uçaklarını düşürmesi, ilişkileri biraz daha gerdi. ABD’nin ve İsrail’in dromlarının düşürülmesi konusundaki tepkileri malum iken İsrail’in en son olarak Kasım ayı başlarında Mescid’i aksa’nın içine askerleri ile girmeleri , müzakere sürecinin her iki tarafın da emellerine nail olamadan sürüncemede kalabilleceğini düşündürmektedir.

 

SHARE
Millet Derneği İstanbul Şubesi hakkında bütün haberler, semineler ve faaliyetleri takip edebilirsiniz.

YORUM YOK